50. yıl: Onların devrimci kararlılığı mücadelemizi elbetteki saracak..

6 Mayıs 2022
50. yıl: Onların devrimci kararlılığı mücadelemizi elbetteki saracak..

Bundan 50 yıl önce tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir ülke ve özgürce yaşayacak eşit bir gelecek için emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadele eden, mücadelelerini işçi sınıfının mücadelesiyle birleştiren 3 genç devrimci Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi. Onlar, devrim ve sosyalzim mücadelesinin meşaleleri olarak bugün de faşist diktatörlüğe karşı mücadelemize ışık tutuyor.

Denizlerin idamına ortak olanların mirasçıları Türkiye’de hala iktidarda. İdam cezası kaldırıldı ama onlar yargısız infazlarla idam müessesini başka biçimler altında sürdürüyorlar. Yine de her fırsatta idamı getirme isteklerini ortaya koyuyorrlar. Öte yandan, Denizleri idam edenlerin korktukları başlarına geldi. Çünkü Denizler bugün hem emekçiler ve devrimciler, gençliğin geniş kesimleri, hem aydınlar ve Türkiye halkları tarafından ortaklaşa sahiplenilen, açmış oldukları yol meşru ve ahlaki kabul edilen siyasi simgeler artık. 

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilişlerinin 50. yılı. “Üç Fidan” olarak Türkiye halklarının mücadelesinde simgeleşen Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i idam sehpasına götüren süreç 12 Mart Darbesi’yle başladı. Nurhak Dağı’nda gerilla mücadelesi başlatan THKO militanlarının yanına gitmek isteyen Deniz ve Yusuf, 16 Mart’ta Sivas’ta yakalandı. Yusuf, Şarkışla’da yaralı olarak, Deniz ise Gemerek’te girdiği çatışma sonucu yakalandı. Hüseyin ise 23 Mart 1971’de Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde düştüğü bir pusuda yoldaşı Mehmet Nakipoğlu’yla yakalandı. “Üç Fidan”ın 16 Temmuz 1971 tarihinde Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde başlayan yargılamaları 9 Ekim 1971 tarihinde “Anayasayı silah zoruyla değiştirmek” gerekçesiyle verilen idama kararıyla sona erdi. “Üç Fidan” yargılandıkları süre boyunca haklarında hazırlanan iddianameye karşı yaptıkları savunmalarda Türkiye tarihini analiz ederek, bağımsızlık fikrini dile getirdi.

Gezmiş, Aslan ve İnan, savcılığını Baki Tuğ'un üstlendiği, Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığındaki Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No'lu Askeri Mahkeme'de yargılanarak idama mahkûm edildi. Kimsenin canına kıymayan üç genç hakkında, "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamnını, bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya teşebbüs ettikleri " iddiasıyla "TCK'nın 146/1 maddesi uyarınca" idam kararı verildi.

Deniz Gezmiş 11 Eylül 1971 günü Mamak Askeri Hapishanesinde, Erdal Öz’e şu sözleri söylemişti:

Asacaklar herhalde. Bu, o günkü politik ortama bağlı. Faşizm güçlüyse asar. Politik mücadele veriyoruz. Sınıf mücadelelerinin arttığı dönemlerde yasa masa kalmaz. Hukuk ancak dengi durumlarında vardır ve işlerlik kazanır. Siyasal iktidar için pek tehlikeli değilsindir, onun da pek gücü yoktur, işte o zaman hukuk vardır…’ (Deniz Gezmiş Anlatıyor, Erdal Öz, s. 7.)

Bu dönemde onları kurtarmak için yapılan girişimlerin çoğu sonuçsuz kaldı, Maltepe askeri cezaevinden kaçmayı başaran Mahir Çayan, THKOWlu Cİhan Alptekin, Öemr Ayna, Ünye'de THKP-C'li kadrolarla birleşerek NATO'ya ait radar istasyonunda çalışan iki İngiliz ve bir Kanadalı teknisyeni kaçırarak Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın serbest kalması istemiyle eylem başlattılar. Ancak Kızıldere'de kuşatıldıkları evde öldürüldüler. THKP-C ve THKO kadrolarının 30 Mart 1972’de Kızıldere’de sergiledikleri direniş aynı zamanda devrimci hareketin bir dayanışma destanı olarak da tarihe geçti.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen idam cezaları TBMM'de 24 Nisan 1972'de yapılan oylamada 48’e karşılık 273 kabul oyuyla kesinleşti. CHP'nin Ecevitçi kanadı idamlara hayır demiş, bir süre sonra Cumhuriyetçi Parti kurup Feyzioğu'nun Güven partisine katılacak olan Kemal Satır grrubu Denizlerin idamına evet oyu kullanmıştı. Sonuçta CHP'den 30 'evet', 47 'hayır', 2 'çekimser  oy çıktı.52 CHP'li oylamaya katılmadı. TİP'in iki vekilinden Mehmet Ali Aybar 'hayır', Rıza Kuas ise oylamaya katılmamıştı.

DEMİREL, İKİ ELİYLE EVET DEDİ!
İdam oylamasının yapıldığı gün Meclis’te konuşma yapmayan Süleyman Demirel, Adalet Partisi grubunun en önüne oturarak şevkle ve heyecanla parti grubunu yönetti. İdam kararları oylanırken iki elini birden havaya kaldırarak ‘evet’ dedi.
Dönemin tanıklarından gazeteci Altan Öymen, idamların oylandığı günkü meclisi şöyle anlatmıştı: "Süleyman Demirel, Mobilya Yolsuzluğu'ndan yargılanan yeğeni Yahya Demirel'le ilgili olarak '25 yaşında çocukla uğraşıyorlar' diyor. 6 Mayıs 1972'de ise idam edilen Deniz, Yusuf, Hüseyin'in idam kararları oylanıyordu. Süleyman Bey ise AP Grubu'nun en önünde oturuyordu. Elini 'İdama evet' için kaldırdığında arkasına dönüp baktı, herkesin kaldırıp kaldırmadığını kontrol ediyordu. Sonra vakur bir ifadeyle önüne döndü. İdamlar kabul edilmişti. Deniz ve Yusuf da 25 yaşındaydı. Süleyman Bey onlar için hiç '25 yaşında çocuklar' demedi. İdam edilmelerini istedi. İsteğine ulaştı da..."

İdam kararları, TBMM Genel Kurulu'nda Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi grubunca, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra idam edilen Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'a karşılık olmak üzere "üç - üç" diye tempo tutularak onaylandı.

CHP kanadında ise İsmet İnönü ve Bülent Ecevit ile arkadaşları (47) "siyasi suçlarda idam cezasına karşı çıkarak" ret oyu kullandılar.

Deniz Gezmis, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972'de, bugün müze olan Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde sabaha karşı asılarak idam edildiler. İdam edildiklerinde Gezmiş ve Aslan 25, İnan ise 23 yaşındaydılar.

Deniz Gezmiş’in son sözleri "Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği" oldu.

Darağacına çıktıklarında idam sehpalarını kendileri ayaklarının altından iten Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 50 yıl önce bugün idam edilmeden önce, sevdiklerine son kez şöyle yazmışlardı:

"Baba,

Mektup elinize geçmiş olduğu zaman, aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben, ne kadar üzülmeyin desem, yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat, bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir.

Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki, benden önce giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de etmeyeceğimden şüphen olmasın.

Oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir.

Bu yola bilerek girdi. Sonunda da bu olacağını biliyordu.

Seninle düşüncelerimiz ayrı ama, beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, (…) anlayacağını inanıyorum.

Cenaze için, avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara´da 1969´da ölen arkadaşım Taylan Özgür´ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul´a götürmeye kalkma.

Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.

Son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım…

Oğlun Deniz Gezmiş/Merkez Cezaevi"

"Sevgili Babacığım,

Bu mektubu aldığım zaman ben edebiyyen bu dünyadan göç etmiş olacağım. Ne kadar sarsılacağını tahmin ediyorum. Bir  buçuk seneden beri, benim yüzümden nasıl üzüntü içinde olduğunuz malum Bu son onayı da metanetle karşılamanızı sadece dileyebiliyorum.

Babacığım, bu olayda da annemin ve Yücel’in senin tesellilerine ve desteklerine ihtiyaçları çok. Bunun için ne kadar metin olursan hem senin sağlığın için hem de onlar için o kadar iyi olur. Elbette ki, yıllarca emek verip yetiştirdiğin bir oğlunun bir günde öldürülmesi, kolay göğüslenecek bir olay değildir. Fakat siz benim ne için,  kimlere karşı mücadele verdiğimi biliyorsunuz. Ben bu açıdan rahat ve vicdan huzuru içinde gidiyorum. Sizlerin de bu bakımdan rahat ve huzur içinde olduğunuzu ve olacağınızı biliyorum.

Babacığım, annemin ve Yücel’in, senin desteklerine muhtaç olduklarını yukarıda söylemiştim. Onları rahat ettirmek için bütün gücünü kullanacağından zaten eminim. Babacığım, burada şunu ilave edeyim ki, Yücel’in hastalığından kendimi sorumlu hissediyorum. Yücel için her şeyinizi ortaya koyacağınız konusunda da kuşkum yok. Ablamlar için söyleyeceğim: fazla üzülmesinden, olayın sarsıntıları geçtikten sonra normal hayatlarını devam ettirsinler. Mehtap’a ne diyeyim… Benim için her zaman bol bol öpün.

Babacığım, cezaevinde kalan arkadaşları ara sıra yoklarsan, hallerini hatırlarını sorarsan çok memnun olurum. Her birisi oğlum sayılır. Dışarıda bizler için uğraşan dostlarımı ve dostlarını hiçbir zaman unutmayacağını biliyorum.

Mektubum burada biterken sizi, anemi, Yücel’i, ablamı, Aziz Abiyi, Mehtap’ı hasretle kucaklarım babacığım… Sağlıcakla kalın."

T. Yusuf Aslan

"Babama, anneme, kardeşlerime ve yakın akrabalarıma,

Söyleyecek fazla söz bulamıyorum.

Bir insanın sonunda karşılayacağı tabii sonuç bildiğiniz sebeplerden dolayı erken karşıma çıktı.

Üzüntü ve acınızı tahmin ediyorum.

İleride durumunu çok daha iyi anlayacağınız inancındayım.

Metin olunuz.

Üzüntü ve acılarınızı unutmaya çalışınız.

Bütün varlığımla hepinize kucak dolusu selamlar sevgiler!…

Yazılacak çok şey var, fakat hem mümkün değil, hem de sırası değil

Candan selamlar."

Hüseyin İnan

ANALİZ

ANALİZFaşist MHP Kapatılmalıdır!

Faşist MHP Kapatılmalıdır!Bu partinin mafya liderleri ile, eski kontrgerilla artıkları ve Susurluk çetesi ile…