Demokrasi Konferansı Toplandı

25 Haziran 2021
Demokrasi Konferansı Toplandı

Sunulan tebliğlerin toplamı, saray rejiminin her alanda neden olduğu tahribat, hak gaspları, keyfi uygulamalar ve zulmün bütünlüklü bir ifadesiydi. Bu sunuş, aynı zamanda mevcut suskunluğun, nasıl ve nerelerden aşılacağının ip uçlarını verirken, toplumsal dinamiklerin, tüm alanları birden kapsayacak biçimde birlikte mücadelesinin gerekliliğine de işaret etmiş oluyordu

Siyasi partiler, dernekler, sendikalar, platformlar ve bireylerden oluşan 221 bileşenin beş ayı aşkın süredir devam eden çalışmaları sonucunda Demokrasi Konferansı, İstanbul Yenikapı Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde saat 11.00 de başladı. 500’ü aşkın kişinin izlediği ve ayrıca sosyal medya hesaplarından canlı olarak yayınlanan konferans saat 19.00’a doğru müzik dinletisi ile tamamlandı. Konferans boyunca Ekmek, Özgürlük, Adalet taleplerinin Demokrasi kazanılmadan elde edilemeyeceği sıklıkla vurgulandı.

“Bu konferans, hak arayanların, hakları gasp edilenlerin, haklarını ileri süremeyenlerin, sesi duyulmayanların, ezilmişlerin, dışlanmışların konferansıdır.”

Rıza Türmen, bu sözlerle açılışını yaptığı konferansta özetle, “Baskıya ve suskunluğa daha fazla dayanamadığımız için buradayız“ dedi ve Türkiye’yi yöneten otoriter rejimin hak taleplerinin ileri sürüleceği kamusal alanı iyice daralttığını, konferansın amacının “bu kanalları açarak, bütün hak taleplerini bir demokrasi programı çerçevesinde birleştirmek ve ülkeyi, toplumu yeniden inşa edecek bir demokrasi hareketi başlatmak” olduğunu söyledi.

Emek, Bilim-Akademi, Ekonomi, Kadın, LBGTİ+, Ekoloji, Gençlik, Çocuk, Basın Özgürlüğü, Engelliler, Halklar ve İnançlar, Hukuk ve Adalet, Hak Örgütleri, Sanat, Yerel Demokrasi, Sağlık, KHK’lılar, Üretici Köylü ve Tarım, Eğitim, Esnaf, Mülteci ve Göçmen başlıkları altında 21 değişik alanda hazırlanmış olan tebliğler, talepleri de içerecek biçimde her çalışma alanının sözcüleri tarafından ayrı ayrı dile getirildi.

Geçtiğimiz hafta katledilen Deniz Poyraz, konferansta sıklıkla anıldı. Hazırlanan bir videoda, Deniz Poyraz’ın annesinin “ayaktayız, yıkılmadık” diye haykıran acılı sesi, katillerin suratına tokat gibi inerken, salondakilerin yüreklerini burkuyordu. Toplantı boyunca söz alan analar, tüm anaların ortak acısını haykırırken, acılarda olduğu gibi mücadelede de ortaklığa çağrılar yaptılar. Şenyaşar ailesinin Urfa’daki adalet arayışını anlatan anne Emine Şenyaşar’dan sonra kürsüye çıkan, cezaevlerindeki askeri öğrencilerin annesi olarak tanınan Melek Çetinkaya, önceleri sadece oğlunun peşinden giderken, artık adalet arayışındakilerle omuz omuza yürümeyi öğrendiğini anlattı. Gülsüm Elvan, Berkin’i anlatırken, bu topraklardaki anaların ortak acılarından söz etti. Tıpkı Barış anneleri adına konuşan Güler Buğday, Cumartesi anneleri adına konuşan Sebla Arcan gibi.

Konferansta hüzünlü anların yanı sıra, coşkulu anlar da yaşandı. Son yıllarda sıkça tanık olduğumuz gibi burada da kadınlar, özellikle genç kadınlar, konferansa katılımda sayısal anlamda dikkat çekmelerinin yanı sıra, coşkulu sloganlarıyla salonun enerjisini yükselttiler. Öğrenci Gençlik ve LBGTİ+ alanına ilişkin konuşmalarda da salonda aynı hava yaşandı.

Direniş alanlarından gelen her birey konferansta ayrı bir tanıklığı yansıtırken, Erdoğan’ın açıkça “ağaç kabuğu yesinler” diyerek aşağılamak ve açlığa terk etmek istediği KHK’lıların aileleriyle birlikte milyonlara ulaşan bir mağduriyeti, altı yıla yakın bir süredir yaşadıkları anlatıldı. Emek alanında yaşanan hak gaspları, açlık, işsizlik, güvencesiz çalışma ve örgütlenmenin önündeki sorunlar dile getirildi. Zeytinburnu Belediye’si önünde İşimi Geri İstiyorum diyerek yıllardır direnmekte olan Kenan Güngördü, kendi zorluklarını anlatırken, 48 kere gözaltına alındığını, vatan haini ilan edildiğini, ancak bunların direnişteki kararlılığını daha da arttırdığını belirterek, Korkmuyorum diye haykırdı.

Tarım alanından konuşan üretici köylü, biz milyonlarız ve o beş inşaat firmasından daha güçlüyüz, derken Saray’a sesleniyordu.

Konferansın logosu olarak belirlenmiş dört ayrı renkteki yaprak, aynı zamanda toplantı boyunca dile getirilen acıların ve her alandan yükselen taleplerin bir imbikten süzülen damlalarını yansıtır gibiydi. Sunulan tebliğlerin toplamı, saray rejiminin her alanda neden olduğu tahribat, hak gaspları, keyfi uygulamalar ve zulmün bütünlüklü bir ifadesiydi. Bu sunuş, aynı zamanda mevcut suskunluğun, nasıl ve nerelerden aşılacağının ip uçlarını verirken, toplumsal dinamiklerin, tüm alanları birden kapsayacak biçimde birlikte mücadelesinin gerekliliğine de işaret etmiş oluyordu.

Tebliğlerin ardından, Bu Ülkenin Geleceğinde Bizim De Sözümüz Var, başlığı ile hazırlanan talepleri içeren kısa program okundu. Ardından, salonda bulunan Konferans Bileşenlerinin topluca sahnede yer almasıyla birlikte Konferans Sonuç Bildirgesi okundu.

“….Bu ülkede barış içinde, adaletli, eşit, özgür bir yaşam sürmek istiyorsak, başarmamız gereken bütün zenginliklerimizle, bütün farklılıklarımızla, hayallerimiz, umutlarımız, zorbalığa karşı direnme geleneğimizle, bir an bile vazgeçmediğimiz mücadelemizi birleştirmek, halkın demokratik kurucu gücünü ortaya çıkarmaktır.” denilen Bildirge, şu satırlarla sona eriyor;

“Konferansımız hayatın içinden süzülmüş bilgiyi ortak bir süzgeçten geçiren 21 alanın tebliğleriyle somutlaştırıldı. Ülkenin her köşesinde mücadele edenlerin taşı, toprağı, havayı, suyu ve canı korumak için gösterdikleri çaba geleceğe umutla bakabilmemizin yegâne dayanağıdır. Konferansımız Kendi yurdunda parya haline gelen halkın gerçek halk egemenliği kuracağı halkçı/ demokratik/laik/eşitlikçi ve sosyal bir cumhuriyete olan yolculuğuna katkıdır.

Bulunduğumuz kavşakta uzun mücadele tarihimiz ve deneyimlerimiz, bize tek bir yolumuz olduğunu gösteriyor: Halkın bizzat kurucusu olduğu, yoksulluğa, işsizliğe, emek sömürüsüne, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, doğa yıkımına ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadeleyi odağına alan bir halkçı seçenek yaratmak.

Bizi boğmaya çalışan karanlığa karşı hep birlikte bir kez daha tekrarlıyoruz: Ne hayallerimizden, ne umutlarımızdan ne mücadelemizden vazgeçiyoruz. Bu ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var.”

****

Sonuç Bildirgesi

BU ÜLKEDE YAŞAYAN MİLYONLARIZ… MİLYONLARCA YAPRAĞIMIZLA DOKUNUYORUZ HAYATA, HİÇ SUSMAYAN ARAYIŞ TÜRKÜLERİMİZLE 

Biz halkız, işsizlik ve güvencesizlik korkusuyla üç kuruşa ölümüne çalışan emekçileriz… Üçte biri ne işte ne okulda olabilen, gerisi de gelecek kaygısıyla kıvranan gençleriz… Emeği yok sayılan, eve kapatılmak istenen, iktidar tarafından öldürülmesi, şiddete uğraması dert edilmeyen kadınlarız. Pandemide tek başına yoksulluğa, yok oluşa terk edilen esnaflarız. Özgürce bilim yapması engellenen bilim insanları, özgürce sanat yapması engellenen sanatçılar, salgınla baş başa bırakılan sağlık emekçileri, eğitim emekçileri, traktörüne haciz gelen çiftçi, ayrımcılığa uğrayan, anadilleri yasaklanan, inançlarını ve inançsızlıklarını özgürce yaşamayan milyonlarız. Üniversitelerine kayyım atanan demokratik özerk üniversite mücadelesi veren öğrenciler, yoksulluğa, umutsuzluğa itilmiş çocuklar, paryanın paryası göçmen işçiler, toplum ve sistem tarafından engellenen engelliler, sosyal ölüme mahkûm edilmiş KHK’lılarız. Gökkuşağı bayrakları düşmanlaştırılan, haklarında fetvalar yazılan, LGBTİ+larız…. Yaşam alanları yağma, talan ve tahrip edilenleriz, doğa varlıklarının sermaye olarak görüldüğü iktidar anlayışına karşı yaşam alanlarını savunanlarız. Ve hepimiz mücadele etmekten, seslerini yükseltmekten bir an bile vazgeçmeyenleriz.

Salgının ağırlaştırdığı ekonomik kriz altında halk işsizliğe, her gün derinleşen bir yoksulluğa terk edildi. Bütün hak ve özgürlüklerimizi gasp eden Tek adam- Saray rejimi kamu kaynaklarını talan etmekle kalmıyor, halkın itirazını baskı ve zorbalıkla bastırmaya çalışıyor. Kayyımlarla seçme ve seçilme hakkımız gasp ediliyor. Kapitalizmin kâr hırsının, ekosisteme kendisini yeniden üretme olanağı bırakmayan aşırılığının ürünü olarak ortaya çıkan pandemi tüm dünyada olduğu gibi piyasanın insafına terkedilmiş bir hayatın ne demek olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu kâr hırsı, halkın demokratik gücü tarafından denetim altına alınmadığı sürece gezegenin bile hayatta kalma olanağı yok.

Gelir adaletsizliği artıyor. Yoksulluk büyüyor. Geniş tanımlı işsizlik %30’larda. Ekonomi, 15 yıl önceki büyüklüğüne gerilemiş durumda. Üzerinden geçilmeyen köprüler, uçak inmeyen havaalanlarına milyonlarca dolar garantili ödemeler tıkır tıkır yapılırken pandemi sürecinde halkına en düşük doğrudan gelir desteği veren, sosyal yardım ödeneklerini bile pandemide daha da kısan bir ekonomi yönetimi, mafya-bürokrasi-sermaye bloğunun ülkeyi talan eden bir yağmayı sürdürmesinin önünü açıyor. Narkotik trafiğinden, kentsel rantlardan, mafyatik çökmelerden, garantili ihalelerden devşirilen servetler, giderek derinleşen yoksullukla büyük bir tezat oluşturarak büyüyor, büyütülüyor. Yoksul ve emekçi halkın bu krizi daha az hırpalanarak atlatmasına kullanılacak öz kaynaklar, sınır ötesi yayılmacı harekâtlarda tüketiliyor.

Ormanlarımız, göllerimiz, derelerimiz, denizlerimiz bizim ve diğer canlıların yaşam alanları bu talanın, bu arsız yağmanın sonucunda can çekişiyor. Dört bir yanımız müsilaj… Tarım çöküşün eşiğinde, kuraklık tarladaki ekini daha şimdiden bitirdi. Havanın suyun ve toprakların kirliliği, flora ve faunadaki biyoçeşitlilik yitimi, ülkeyi ve gezegeni yok oluşa sürüklemekte

Kadınlar öldürülmeye, katilleri iyi hal indiriminden yararlanmaya, ülkeyi yönetenler kadınla erkeğin eşit olamayacağına inanmaya devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi karşıtı gerici-tarikatçı erkek-bloğu ülkeyi kadınlar için cehenneme çevirmeye yeminli.

Ülkenin 3. Büyük partisi HDP’nin kapatılması için düğmeye basıldı. İktidar meşruiyetini yitirdikçe 7 Haziran-1 Kasım senaryoları yeniden gündeme geliyor. Deniz Poyraz’ımız bir faşist katil tarafından aramızdan alınalı tam bir hafta oldu. Giderek semiren yandaş savaş sermayesi her ölüm haberine servetlerini büyütecek bir yatırım olanağı olarak bakıyor. Barış içinde bir arada yaşama hakkımız elimizden alınıyor.

İktidarın ihvancı, yayılmacı saldırgan dış politikasının sonuçlarını, ülkemizin emperyalist devletlerin oyuncağı haline gelmesiyle yaşıyoruz. 

Bugün yaşadığımız her sorun, ülkede demokrasinin yokluğuyla ilişkili. 

Demokrasinin yokluğu, esas olarak halkın, örgütlü bir güç olarak devlet ve sermaye karşısındaki güçsüzlüğünün bir tezahürüdür. Korku iklimi yaratma peşindekiler halkın güçsüz, dağınık, çaresiz kalmasından beslenenlerdir.

Bu ülkede barış içinde, adaletli, eşit, özgür bir yaşam sürmek istiyorsak, başarmamız gereken bütün zenginliklerimizle, bütün farklılıklarımızla, hayallerimiz, umutlarımız, zorbalığa karşı direnme geleneğimizle, bir an bile vazgeçmediğimiz mücadelemizi birleştirmek, halkın demokratik kurucu gücünü ortaya çıkarmaktır. Her taşı yerinden oynatacağız diye söz vermiştik yola çıkarken.

Bizleri Demokrasi Konferansı’nda bir araya getiren ve heyecan duymamıza neden olan  inanç budur. 

Bu inançla aylardır çalışarak kendi sorunlarından damıttıkları değerlendirmeleri, çözüm önerilerini, taleplerini ve mücadele programlarını derleyen ve ortaklaştıran alanlarımızla şöyle sesleniyoruz:

Hiçbirimizi faşizm karşısında dışarıda bırakmayacak, bu koyu karanlığı ancak  en geniş birlikteliği kurarak aşabileceğimize dair inancı güçlendirecek, aramızdaki önyargıları ve güvensizlikleri ortadan kaldıracak diyalog ve işbirliği sürecini örgütleyecek, sorunları tespit edecek, çözümleri önerecek ve önermekle de kalmayıp yeniden nefes alabilen, geleceğe güvenle bakabilen, kaynakları bir avuç sermayedarı, çete bozuntusunu zengin etmek için değil  hepimizin ortak iyiliği için ekmek özgürlük adalet başlığı altında seferber edecek bir yolculuğun ilk adımlarını attık bugün. 

Artık, bütün mücadele deneyimlerimizi bağrında taşıyan bu umut verici sürecin sonunda ortak emekle yarattığımız birikimi, demokrasi mücadelesine güç verecek bir biçime kavuşturmanın sırasıdır. Bugün bütün mücadele alanlarından yaptığımız çağrı budur. 

Demokratik bir ülkede barış, eşitlik özgürlük ve adalet içinde yaşamanın yolu bu talan edilmiş güzel ülkeyi yeni baştan inşa edeceğimiz bir demokratik programı mücadeleyle hayata geçirmektir. Bu programın ana hatları ve ipuçları alanların çalışmaları sırasında ortaya çıkmıştır.

Konferansımız hayatın içinden süzülmüş bilgiyi ortak bir süzgeçten geçiren 21 alanın tebliğleriyle somutlaştırıldı. Ülkenin her köşesinde mücadele edenlerin taşı, toprağı, havayı, suyu ve canı korumak için gösterdikleri çaba geleceğe umutla bakabilmemizin yegâne dayanağıdır. Konferansımız Kendi yurdunda parya haline gelen halkın gerçek halk egemenliği kuracağı halkçı/ demokratik/laik/eşitlikçi ve sosyal bir cumhuriyete olan yolculuğuna katkıdır.

Bulunduğumuz kavşakta uzun mücadele tarihimiz ve deneyimlerimiz, bize tek bir yolumuz olduğunu gösteriyor: Halkın bizzat kurucusu olduğu, yoksulluğa, işsizliğe, emek sömürüsüne, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, doğa yıkımına ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadeleyi odağına alan bir halkçı seçenek yaratmak. 

Bizi boğmaya çalışan karanlığa karşı hep birlikte bir kez daha tekrarlıyoruz: Ne hayallerimizden, ne umutlarımızdan ne mücadelemizden vazgeçiyoruz. Bu ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var. 



ANALİZ

ANALİZFaşist MHP Kapatılmalıdır!

Faşist MHP Kapatılmalıdır!Bu partinin mafya liderleri ile, eski kontrgerilla artıkları ve Susurluk çetesi ile…