Mihri Belli’den kalan: Devrimin güncelliği

Mehmet Özgen

16 Ağustos 2021
Mihri Belli’den kalan: Devrimin güncelliği

''Geçmişin devrimcilerini, sosyalist eylemcilerini, sadece yaşamlarını devrime adadıkları için değil, örnek mücadeleleri ve harekete düşünsel ve pratik katkıları ile de değerlendirmeli ve anmalıyız. Bu, öncelikle, onların pratiklerini eleştirel süzgeçten geçirerek geleceği inşa etmek için yapılmalıdır. Devrimci geleneği sürdürmenin esaslı bir yolu budur. Sadece geleneği sürdürmek adına değil, sosyalizm uğruna mücadeleyi devrimci bir tarzda yeniden-üretmek ve ilerletmek için de.''

Mihri Belli aramızdan ayrılalı 10 yıl oldu. 10 yıldır da onu anmak için herhangi bir etkinlik düzenlenmedi..

Buna eksiklik tanısı koyup geçemeyiz.. Bir tereddütün olduğu kanısındayım. Mihri Belli, devrimci kişiliği ile anlatılır daha çok. Ama o devrimci formasyonun asıl belirleyenleri, düşünce ve eylem bütünlüğü içinde konu olmaz. Siyaset teorisi, özellikle 1965-71 döneminde ortaya attığı MDD tezi ve bu tez çerçevesinde izlediği ittifak politikaları, mücadele ve siyaset tarzı geçiştirilir. 

‘İnsanların maddi yaşam koşullarını belirleyen onların bilinçleri değildir, bu maddi koşullar onların bilinçlerini belirler.’ 

Marx’ın bu düşüncesini yorumlarken maddi koşulları sadece üretici güçler ve üretim ilişkilerinden ibaret olarak anlamamak gerekir. İdeoloji de bu koşullar içinde, üretim ilişkileri çerçevesinde  rol oynayan bir unsurdur. Bu koşullar her dönemde farklı biçimler aldığı gibi, onların bilince çıkış biçimleri de farklıdır.

Bu nedenle dünün koşullarından çok, geçmişi güncel normlar üzerinden yargılamaya ve kavramlaştırmaya çalışmak; hem kolaycılıktır hem de bugünün kavramlarını geçmişe taşımak anlamında anakronizmdir de. Maddi koşulları gözardı eden bir anlayış tarihsel materyalist bir anlayış olamaz. Dolayısıyla, her dönemi ve o dönem içinde rol oynayan bireyleri, o dönemin sınıf mücadelesi koşullarının özgünlüğü ve ideolojik evreni içinde değerlendirmek gerekir.

Genel olarak ve özellikle Mihri Belli söz konusu olunca böyle bir tarih bilincini yansıtan bir yaklaşıma nadir olarak rastlanır. Yapılan daha çok Belli’nin, kullandığı dili, siyaset yapma tarzını dönemsel bağlamından kopararak, dolayısıyla, somut durumun somut tahlili ilkesine aykırı olarak ‘’eleştirmek’, ama bunu da kendi öznel tarihini yapılaştırmakta bir gerekçe olarak kullanmaktır.

Oysa geçmişin devrimcilerini, sosyalist eylemcilerini, sadece yaşamlarını devrime adadıkları için değil, örnek mücadeleleri ve harekete düşünsel ve pratik katkıları ile de değerlendirmeli ve anmalıyız. Bu, öncelikle, onların pratiklerini eleştirel süzgeçten geçirerek geleceği inşa etmek için yapılmalıdır. Devrimci geleneği sürdürmenin esaslı bir yolu budur. Sadece geleneği sürdürmek adına değil, sosyalizm uğruna mücadeleyi devrimci bir tarzda yeniden-üretmek ve ilerletmek için de.

Burada, milliyetçilik, örgütlenme, kürt sorunu gibi, MB ile ilgili bazı tartışmalı alanlar üzerinde durmak istiyorum.

MİLLİYETÇİLİK VE SOSYALİZM

27 Mays 1960 sonrasnda kendi tarihinin en büyük çıkışlarından birini gerçekleştiren sosyalist hareket (Yön dahil, TİP ve MDD hareketi) dönemin ırkçı-milliyetçi söylemlerine karşı her biri karşıt milliyetçilik söylemlerine başvurdu. Doğan Avcıoğlu, “Gerçek Türk milliyetçisi”nin, “Türkiye’nin ... geri, bağımlı durumuna isyan eden ve tek çözüm yolu olan sosyalizm yolunu tutma kavrayış ve cesaretini gösteren” kişi olduğunu yazdı.(1) TİP, kendisini tantmak üzere hazrladığı bir broşür aracyla kamuoyuna, “TİP, Türkiye’nin ancak gene Türkiye’deki emekçi halk tarafıdan kalkındırılacağına inanan gerçek milliyetçi bir partidir” diye seslendi. (2) MDD hareketinin lideri Mihri Belli, “sosyalistlerin en tutarl milliyetçiler olduğunu” savundu.(3) 

Bu üç akımın ya da tarz-ı siyasetin milliyetçilikle ilişki kurma nedeninin başında egemen milliyetçiliğin sosyalist düşünceyi ‘’gayri milli’’, ‘’kökü dışarda’’ ve sosyalistleri de milli çkarlara değil, başka devletlerin (özellikle Sovyetler Birliği’nin) çkarlarına hizmet eden “millet düşmanı” kimseler olarak tanmlamasıydı. Sosyalistlerin “gayri milli” olduğu düşüncesi II.Dünya Savaşı atmosferinde, ırkçı-milliyetçi akım tarafından şekillendirilmiş ve toplumun önemli bir bölümüne benimsetilmişti. Bu yüzden de, tüm dünyada faşizm ile özdeşleştiriliyordu. Dünyadaki genel milliyetçilik algısının hegemonyasına paralel olarak ırkçı milliyetçi akım, savaş yıllarında Türkiye’de kendi program ve kimliğini, ‘kızıllık,’ ‘sosyalistlik,’ ‘komünistlik’ karşıtlığı üzerinden oluşturdu. Irkçı-Turancı akımın söyleminde kurulan sosyalizm ve sosyalist imgesi, yıllar içinde sağ düşüncenin tüm türlerine nüfuz etti ve toplum katında da kendini kabul ettirdi. Irkçı düşüncede sosyalizm, komünizm ya da marksizm, yahudilerin dünya egemenliği stratejisinde kullandıklar ideolojilerdi. Dolayısıyla, sosyalistler de dünyanın her yerinde yahudilikten, masonluktan ve Rus emperyalizminden emir alarak hareket eden vatan haini, millet düşmanı, satılmış, hatta ‘’piç’’ kimselerdi. (4) 

Milliyetçi söylemin 1940’larda yarattığı “sosyalist” imgesi, İslamcı ve muhafazakâr akımlar tarafından da paylaşıldı. Sonradan geliştirilen Türk-İslam Sentezi’nin baskın karakteri de anti- komünizmdi. Necip Fazıl Kısakürek’in, komünistlerle mücadele için sivil elbiseli “Komünistlikle Mücadele Polisi” kurmayı önermiş olması, devletin dilediği şahsı durdurup “komünist olmadığını ispat et” diyebilme selâhiyetine sahip olması gerektiğini savunmasını da ekleyelim. (Büyük Doğu, Rapor 7/9)

27 Mayıs’tan sonra kısa bir duraklama süreci geçiren milliyetçi hareket, geçmişten devraldığı antikomünist söylem mirasyla “reaksiyonerlikten aksiyonerliğe” geçti. Ocak 1962’de Milli Türk Talebe Federasyonunun öncülüğünde  “solcular ve solcu basını tel’in mitingi” bu adımların ilkiydi. Taksim Meydan’nda toplanan milliyetçi gençler Yön dergisi ile Cumhuriyet, Milliyet, Dünya ve Akşam gazetelerini yakarak “memleketimizin problemleri komünizan metodlarla çözülemez. Bu metodlar, Türk milletine düşman fikirlerin metodlarıdır” demiş ve “kızılları her an ezmek için” yemin ettmişlerdi. Ankara’da da aynı başlıkla yaptıkları mitinde “Komünistlere Türkiye’de Hayat Hakk Yoktur” yazılı pankartlar taşımışlardı.(5)

Milliyetçi örgütlenmelerin, sosyalistlerin “millet düşmanı” olduklarına ilişkin temayı işledikleri eylemleri ve toplantları bu tarihten sonra durmaksızın devam etti. TİP toplantıları basılacak, devrimci gençlere saldırılar, Kanlı Pazar’lar gündeme gelecek, Türkeş’in sahneye çıkmasıyla komando kampları kurulacak, Komünizmle Mücadele Derneklerinin faaliyetleri artacak ve devlet yetkilileri de bunları destekleyecekti. Sosyalist düüncenin, kendine belli bir meşruiyet kazanması; devlet ve toplum katında kabul görmüş, kitleleri etkileyen, böylece maddi bir güç haline gelmiş gayri millilik iddiasını aşındırması gerekiyordu. Böylece harekete bir meşruiyet alanı açmak, ırk birliğini ulusun temel karakteri sayan turancı-milliyetçi çevrelerden gelecek saldırıları boşa çıkarmak, emperyalizmin işbirlikçisi sermaye uşaklarının gerçek yüzlerini açığa çıkarmak için milliyetçilikle pozitif bir ilişki geliştirdiler. 

Mihri Belli’nin sosyalistlerin ‘’en derin anlamıyla milliyetçi’’ olduğunu, “Gerçekten Türk milliyetçisi, Türkiye’nin bugünkü bağımlı, geri durumunu hazmedemeyen ve Türkiye’nin insanının başı dik insanca bir yaşantya kavuşması için tek çkar yolu, bilimin ve gerçeklerin emrettiği yolu, devrim yolunu tutmak kavrayış ve yürekliliğini gösteren kimsedir”  sözleri de bu çerçevededir. (6)

Türkiye’de sosyalist hareketin milliyetçilikle pozitif bir ilişki kurma söyleminin gelişiminde, sosyalizm mücadelesi ile milliyetçilik arasındaki olumlu ilişkinin yeniden kurulduğu dünya çapındaki ideolojik iklimin etkisi yadsnamaz. Sömürge ve bağımlı ülkelerin emperyalizme karşı ulusal kurtuluş mücadelelerinin dünya çapnda bir seferberlik halini aldığı, bu mücadelelerin sosyalist antiemperyalizmle özdeşleştiği bir dönemde doğdu.

Bu atmosfer içinde, MB’nin bu söylemi kullanması, sosyalistlerin emekçi kitleleri kazanmaya yönelik bir ideolojik hegemonya mücadelesi kapsamındadır.

Şu anekdot meseleyi çarpıcı bir şekilde somutlaştırıyor: Mihri Belli bir söyleşisinde, 1969 yılında arkadaşlarından Velî Kasımoğlu'nu MİT'çiler yolda çevirip bir MİT evine götürdüklerini nakleder. "Karşısına bir Albay çıkıyor. Albay, eskiden bildikleri Kasımoğlu'na diyor ki, ‘Şimdi Mihri Belli'nin evine dadanmışsın, sık sık gidip geliyorsun. Söyle ona, bu memlekette Türk yurtseverliğini tekeline alarak biz adama komünist rejim kurdurtmayız'. Anlamış kerata meseleyi." (https://www.politez1.com/detail/-/9762/marksist-devrimci-olarak-mihri-belli)

Belli, 20. Yüzyıl devrimlerinin bir karakteristiği olarak, sömürge, yarı-sömürge ve bağımlı ülke halklarının emperyalizme, yerli işbirlikçisi burjuvaziye ve feodal gericiliğe karşı mücadelelerinin aynı zamanda uluslaşma mücadelesi olduğunu ve ‘’uluslaşmayı gerçekleştirmenin de milli demokratik devrimlerin görevi olduğunu’’ söylüyordu. Sosyalizmin ilk aşaması ise ‘’halkların ulusal açılıp gelişmesini, uluslaşma sürecinin tamamlanmasını, halkları, ulusal kültür sınırları içinde kalmakta yetinmeyecekleri, bu sınırları gönüllü olarak aşacakları tarihi döneme yaklaştırcak’’tı. (7)

Bu anlayış içinde Millet Gerçeği başlıklı yazıda şöyle der: ‘Türkiye halkının en derin anlamıyla uluslaşması uğruna mücadelede sosyalistlerin öncü durumunda olmaları neyi ifade eder? Sosyalistler kent ve köy proletaryasının özlemlerine tercüman olduklarına göre, Türkiye proletaryasının toplumda sadece en devrimci değil, en ulusçu güç olduğunu.’’(8) 

Bunun, Marx ve Engels’in, ‘’Her ülkenin proletaryası, her şeyden önce, politik iktidarı ele ge­çirmek, kendisini ulusun yönetici sınıfı durumuna yükseltmek, kendisi bizzat ulus olmak zorunda oldu­ğuna göre, proletarya esasen millidir; ama sözcüğün burjuva anlamında değil’’çağrısı ile özü itibariyle tutarlılık içinde olduğunu düşünüyorum. (9)

70’lerde ve daha sonrasında böyle bir sorunla karşı karşıya olmadıysak, değilsek, bunun bir nedeni 60’larda verilen ideolojik hegemonya mücadelesidir. Bunu ‘’ideolojik mengene’’ olarak görmek, 68 gençliğinin, emekçilerin devrimci saflara, devrimci sendikalara katılmasında bu mücadelenin payını küçümsemektir. Denilebilir ki, 60’lı yıllarda sosyalistler ve Mihri Belli, şoven milliyetçilere karşı mücadelede, onların bu silahını etkisizleştirmek ve anti-emperyalist bilinci yaygınlaştırmak için çubuğu fazla büktü. Bunun farkında olmalı ki, Belli, daha sonra milliyetçilik söylemini yurtseverlikle değiştirir. Türk yurtseverliği değil, Türkiye'yi kürtlerin ve türklerin gönüllü birlik içinde yaşadığı ortak vatan kabulüne dayalı türkiye yurtseverliği olarak. 

Belli, Marksist düşünce ve devrimci eylemle 1936’da iktisat öğrenimi için gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde tanıştı. Gençlik ve işçi hareketlerine katıldı. 1937-1938’de Mississippi'de siyah tarım emekçileri arasında faaliyetlerde bulundu.1940’ta San-Francisco’da ABD Komünist Partisi adına sokak hatipliği yaptı. O sırada patlak veren İspanya iç savaşına katılmak için yollar aradı. 1947’de Yunanistan iç savaşına katılan, 3 yıl boyunca savaşan Türkiyeli tek komünistti. Demokratik Ordu gerillası olarak savaştı. Tabur komutanlığına yükseldi. Çatışmalarda iki kez yaralandı. Bulgaristan ve Sovyetler Birliği'nde tedavi gördü. Özetle, Türkiye’de enternasyonalizminden şüphe edilmeyecek biri varsa o da Mihri Belli’dir.

ÖRGÜTLENME

1968’lerde gençlik hareketinin faşist saldırıların da etkisiyle Latin Amerika’daki gerilla hareketlerinin etkisinde kaldığı doğru mudur? Doğrudur. Ne olabilirdi? Mihri Belli’nin de ‘’yapmalıydık’’ dediği şey, saldırıların başladığı bir süreçte merkezi savunma örgütü kurmak, bu eğilimi frenleyebilirdi. Tabi partileşmenin bir adımı olacaktı bu. Partileşmeye resmen adım atıldığı zamanda geç kalınmıştı. 

György Lukacs, proletaryanın mücadeleyi kazanması için, ‘’burjuva toplumun dağılmasına katkı­ da bulunacak her eğilimi kışkırtmalı ve desteklemelidir, ve herhangi biçimde ezilen bir tabakanın her hareketini -ne kadar içgüdüsel yada kapalı olursa olsun- devrimci genel hareketle bütünleştirmek için elinden geleni yapmalıdır.’’ der. (10) Mihri Belli’nin 1960’ların ikinci yarısında izlediği politika tam da bu anlayışa dayanır. Sol kemalistlerle ittifakı savunması bu çerçevededir. Ancak Lukacs’ın bu sözleri proletarya partisini önvarsayar. TİP’ten ayrılma süreci başladığında partinin inşa süreci de başlamalıydı. Çünkü adanmış kadrolar, disiplinli, ideolojik tutarlılığı olan bir örgüt olmaksızın hareketin kendiliğindenciliğe sürüklenmesi de kaçınılmaz olur, böyle de oldu. Ekim 1970’de Proleter Devrimci Kurultay toplandığında THKO ve THKP-C kurulmuştu artık.

Kurultayda yaptığı konuşmadan Belli’nin legal parti kurma fikrinde olduğu, bununda ayrışma noktalarından birini teşkil ettiği söylenir ki, doğrudur. Ama nasıl bir parti? Onun düşüncesinde legaliteyi son katresine kadar kullanmak var. Kitleleri örgütleyerek devrimci şahlanışı sağlamak. Egemen güçler üstümüze gelirlerse günah bizden gitti demek. O noktadan itibaren her türlü mücadele biçimini devreye sokmak. Konuşmasında böyle bir parti var.

Belli 74 affından sonra da bu anlayışı sürdürdü. O zaman güçlü bir hareket vardı. Ancak parti kurma fikrine 60 ların devrimci gençlik önderlerinden M. İ. Gürkan ve arkadaşları tarafından ikna edilmişti. Ne var ki, alttan alta Mihri Belli’ye karşı muhalefet etmekten çok bir tezvirat sürdürdüler. Rasih Nuri İleri’nin arşivinden Belli’nin 1944’teki İlerici gençlik Derneği tutuklanmasındaki ifadesini bir koz olarak kullanmaya kalktılar. Daha sonra TKP yolcusu olacaklardı. Mülteci TKP’de partinin sendikalardaki temsilcilerini tasfiye edecekti. Eş zamanda DGM partiye (TEP) kapatma davası açmıştı.Hareket böylece güç kaybetmişti.

Bu dönem, Mihri Belli’ye karşı bir tecrit politikası da yürürlükteydi. Özellikle PDA (Aydınlıkçılar) başrol oynadı. Tecrite yalan ve iftira ile katkıda bulundu. Şahin Alpay, Aydınlık Sosyalist Dergi’nin (ASD) 12.ci saysında (Sonradan Beyaz Aydınlık’ın teorisyeni, en son cemaatçi) ‘’Türkiye’de proletarya bugün devrime öncülük edecek objektif ve subjektif şartlara tam olarak sahip değildir’’ ‘’Bu şartlar altında Avcıoğlu’nun ‘ülkemizin bugünkü gelişme aşamasında, milliyetçi devrimciler bir kez daha ön planda rol oynamaya aday gözükmektedir’ sözü hiç olmazsa bir süre için yanlış değildir’’ diyerek Doğan Avcıoğlu’nun artık suyüzüne çıkan cuntacı çizgisini desteklemiştir. Bu ASD’de tartışmaya yol açtı. Oğuzhan Müftüoğlu bu konuda şöyle diyor: ‘’MDD içinde Doğu Perinçek etrafında kümelenen grubun Devrim dergisi çevresiyle yakın ilişkileri vardı. O zamanki Aydınlık dergisinde -özellikle Şahin Alpay tarafından yazılan- cuntacılığa ideolojik zemin hazırlamaya dönük yazılar yer alıyordu. Bu çerçevedeki farklılıklar MDD içindeki ilk bölünmeyi getirdi.’’(11)  

ASD’de ‘Mihri Belli ve  Mahir Çayan’ın karşı yazıları çıktı. Mahir Yeni Oportünizmin Niteliği başlıklı yazısında şöyle diyordu: ‘’Asker-sivil-aydın zümrenin öncülüğü meselesinde Avcıoğlu ile ‘sağ sapma’ hemfikir.  Gerekçeler de aynıdır. ‘Ülkenin iktisadi gelişmesi proletaryanın değil de, asker-sivil aydın zümrenin öncülüğüne uygundur.’ Avcıoğlu’nun ‘kapitalist olmayan yolu’nu eleştiren sağ sapma, değişik bir tarzda tıpatıp aynı şeyleri söylemektedir.’’(12) 

Ne var ki, 74’ten sonra PDA cuntacılığı Mihri Belli’ye izafe eden bir kampanya yürüttü. Onların bu yalan ve iftiralarına bugün bile inanan siyasi gruplar var.

KÜRT SORUNU

Mihri Belli’nin kürt sorunu karşısındaki tutumuna yönelik eleştirilerin bilimsel olmadığını düşünüyorum. Bunlar bana göre  demokratik devrimin özünü kavrayamamaktan ileri gelen eleştirilerdir.  Demokratik devrim dediğimiz şey kategorik olarak burjuva devrimidir. Ancak 20.y.yılda, Lenin’in İki Taktik’de geliştirdiği formülasyonun ışığında, Çin’de, Vietnam’da olduğu gibi, bu devrimlere devrimci proletaryanın hegemonyasındaki cepheler öncülük etmiştir. Bu devrimler neyi çözer ya da çözmüştür? Feodalizmin, yani derebeyliğin, toprak ağalığının tasfiyesini, onun uluslaşmanın önüne koyduğu engelleri kaldırmıştır. 

Peki demokratik devrimin Türkiye’ye uyarlanmış  özgül biçimi olarak MDD neydi? 60’larda solun kitleselleşmesi yükselirken ülkenin sosyo-ekonomik yapısı da çok yönlü olarak tartışılmaya başlandı. Bu yönde bir çok araştırma, teorik analiz yayınlandı. İki farklı eğilim ortaya çıktı. Birincisi, Türkiye kapitalist bir ülke tespitini yapıyordu. 2 cisi, Mihri Belli’nin ortaya attığı tez; ‘Türkiye demokratik devrimini tamamlamayan, emperyalizme bağımlı, işbirlikçi burjuvazi ve feodal mütegallibe ittifakının egemenliği altında bir ülkedir’ diyordu. Özellikle Türkiye Kürdistanı'nda feodal, yarı-feodal üretim ilişkileri hakim. Bu ilişkiler kürt halkını sadece feodal baskı ve sömürüye maruz bırakmıyor, aynı zamanda uluslaşmasını, demokratik gelişmesini de engelliyor. (Bu feodal gericilik bugünde koruculuk sistemi altında özgürlük hareketine karşı silahlı bir güç olarak sürdürülmektedir.) Bu yüzden devrimin stratejik hedefleri de anti-emperyalist ve anti feodaldir; temel güçleri ise işçi sınıfı ve yoksul köylülüktür. Bu köylülük ise, esas olarak feodal boyunduruk altındaki kürt yoksul köylüsüdür. Çünkü feodal, yarı feodal ilişkiler batıda değil, doğudadır. MDD’nin esası bu. Demek oluyor ki, MDD’nin temel stratejik hedeflerinden biri kürt halkının özgürleşmesini sağlamak.

Mihri Belli’den sık sık işitttiğim şey, işçi sınıfı ile kürt halkı arasındaki ittifakın devrimin temel dayanağı olduğudur.  Öcalan’la yaptığı görüşmede de Türk devrimi ile Kürt devrimi etle tırnak gibidir sözleriyle bunu tekrar eder.

Diğer taraftan bu eleştirilerin bir kaynağı da Mihri Belli’nin 1960’larda, o dönemde anti-emperyalist eğilim içindeki sol kemalistlerle ittifak siyaseti izliyor olması. Öncelikle Mihri Belli’nin devrimin imkanlarını gözeten bir siyasal çizgiye sahip olduğunu hatırlatmamız gerekir. Sol-kemalistler, kent küçük-burjuvazisinin en ileri unsurlarını (asker-sivil aydın zümreyi) içeriyordu. Kemalizm kemalizm olmadan önce, yani 1920’lerdeki emperyalizme karşı mücadeleyi 60’ların anti-emperyalist mücadeleleriyle birleştirerek sahipleniyorlardı. Belli bunu devrim için bir imkan olarak görüyordu. İşte bu ittifak anlayışı nedeniyle onun Kürt sorununa en ılımlı ifadeyle pasif bir tutum takındığı iddiası var. Gerçek tam tersidir. MB, TİP yönetiminin Doğu sorunu dediği kürt sorununu, Millet Gerçeği adlı yazısında adını koyarak 40 yıllık bir tabuyu yıkarak ortaya koydu. Bunun için tutuklandı. İlk kez orada meseleyi Leninist açıdan UKTH ilkesi çerçevesinde açıkladı. İkinci olarak, ittifakı savunduğu sol-kemalistlerin lideri Doğan Avcıoğlu’nun kısa bir yazısı var. Kürt Meselesi diye. Orada ‘’Resmi tez ne olursa olsun,  bir Kürt meselesi vardır.. Hayli sert metotlarla uygulanan (asimilasyon) politikası, mutlak bir entegrasyonu amaç edinmişti. Bir etnik grubun, dili ve kültürü unutturularak, hakim etnik grupla kaynaştırılması söz konusu idi’’ der ve artık bu meselenin gündeme gelmesi ve çözülmesi gerektiğini savunur. (13) Yani kemalistlerin 40. Yıllık inkar politikasını açıkça eleştiriyor; bir başka deyişle, TİP kürt sorunu diyemezken, kemalist Avcıoğlu adını koyuyor. Onu bu yaklaşıma getirenin ne olduğunu anlamak lazım. Bu herhalde MB’nin ittifak politikasının bir yansıması olsa gerekir.

Büyük Dünüşüm diye adlandırılan MB- Öcalan buluşmasında, Öcalan’ın ‘MDD’yi Kürdistan’da biz uyguluyoruz’ dediğini hatırlatmak isterim. Nitekim, 1980’lerde Kürt özgürlük hareketinin ortaya çıkması ve mücadelesi, özellikle güçlü bir kadın hareketinin yükselmesi, kürt coğrafyasında feodal ilişkilerin çözülmesinde devrimci bir rol oynadı. Ağaların kapitalist patronlara dönüşmesi de bu süreçte oldu. Bu mücadele sürüyor. Dolayısıyla, MB’nin 1984 atılımını selamlaması ve desteklemesi MDD tezi ile çelişen değil, tam da onun gereği olarak aldığı (ve aynı zamanda enternasyonalist) bir tutumdur.. 1960’lardan farklı olan nedir? ‘’İlk kez enternasyonalist bir tutumu biz onda gördük’’ dediği ulusal devrimci-demokratik bir hareket şahsında cisimleşen bir müttefikin ortaya çıkmasıdır. 60’larda bir muhattap yoktu. TİP’in reformist yönetimiyle hareket eden kürt aydınları bu konumda değildi.

DEVRİM ve REFORM 

Devrimci mücadele içinde yer alan her insanın hataları, yanlışları olur. Ancak onun durduğu nokta önemlidir. Benim baktığım yerden MB bana sürekli, 90’ında bile devrimi arayan adam olarak durdu. Onun yazılarında, konuşmalarında devrimin imkanlarını araştıran, bu hedef için ittifak politikaları geliştirmeye çalışan devrimci bir tutum vardır.. Devrimci bir kitlesel arzuyu ve mücadele azmini yaratmak için, temelinde bilgiye yaslanan bir inanca ve kararlılığa ihtiyaç vardır. İşte bu inanç ve kararlılığı aşılayan bir duruş vardır onda. Demir Küçükaydın şöyle yazar: ‘’Mihri Belli’nin hayatının her döneminde militan ve radikal olana bir eğilim, ondan uzak düşmeme kaygısı sezilir. Bu içgüdüsü veya hayatın tecrübelerinden süzülmüş sezgisi, teorik ve ideolojik olarak çok yanlış ya da belirsiz olduğu durumlarda bile onun daima daha muhalif, daha radikal bir konumu sürdürmesini sağlamıştır.’’ (14)  Ertuğrul Kürkçü aynı özü şöyle dile getirir: ‘’Mihri hiçbir sisteme uyum sağlamadı. Onun için devrim hep günceldi, hep bir devrim olacaktı, sadece bugünkü şartlar uygun değildi, onun için şu ya da bu hareketleri yapmamız icap ederdi.’’ (15) 

Lucaks’ın Lenin için söylediği bir söz var. ‘’Lenin’in düşüncesinin özü ve onu Marx’a bağlayan belirleyici halka devrimin güncelliğidir’’ (16) Bana göre M.B’yi de Marksizme bağlayan aynı şeydir. Bıraktığı en önemli miras da budur.  Bu mirasın ne kadar bilincinde olup olmadığımız ise ayrı bir konu. Ama yeterince kavranmış değil.

Yine Demir Küçükaydın Dostoyevski, “biz hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık.”sözünü Mihri Abiye uyarlamış, ‘’O bizler için “Gogol’ün Paltosu”dur’’ demişti. Peki o ‘’palto’’da ne var? 68 deki gençlik hareketinin devrimci eğilimleri Mihri Belli’nin görüş ve düşüncelerinde karşılık bulmuştu. O yıllarda dünyada gelişen mücadeleler, Cezayir Kurtuluş Savaşı, Küba Devrimi, Vietnam Kurtuluş savaşı, Afrika kurtuluş savaşları gibi kapitalist-emperyalist sisteme karşı mücadele doruklarda. Mihri Belli ise tamda devrimin diliyle konuşan adam. Milli Demokratik devrim tezi bu ülkelerin mücadele deneyimlerini hem içeriyor, hem de bu devrimlerin esin kaynağı olmasında itici bir rol oynuyordu. Belli yazılarında parlamentarizmi eleştiriyordu. Değişimin devrimle mümkün olduğunu anlatıyordu. 1960’lı yıllar da sosyalizm mücadelesi kitleselleşirken hem bu kitleselleşmeyi devrimcileştiren hem de ondan beslenen radikal bir kopuş gündeme geldi. Önceki dönemlerin sınıf mücadelesi çizgisini aşan süreklilik içinde bir kopuştu bu.  Bu kopuşa özellikle Mihri Belli'nin eylem felsefesi damgasını vurdu. Diyebilirim ki, eğer o günün şartlarında sosyalist gelenekte bir kopuş yaşanmışsa bu büyük ölçüde Belli’nin devrimin güncelliği bilincinden kaynaklanmıştır. TKP geleneğinde bu anlayış ve buna uygun bir mücadele çizgisi yok. Esas olarak 3. Enternasyonal’in ve kominformun politikalarını uygulamak var. 

1993’de bir söyleşide tarihsel TKP için şöyle diyor:

‘’Genellikle söylenen sözler doğrudur, eğer sorumlu parti neşriyatına bakarsak bu böyle. Ama çoğu lafta kalmıştır, gereken yapılmamıştır. Ne işçi sınıfının iktidarı almaya yönelik örgütlenmesi ve Sovyet modelinin izlenmesi yolunda önemli bir eylem olmuştur ne de Kürt isyanlarında ızdırap çeken halkın önüne geçip onu devrimci bir önderlik altında harekete sevk eden olmuştur.’’ (17) 

50 yıllık TKP'nin mücadele anlayışını aşan ve devrimci mücadeleyi yeni koşullara militan mücadele ruhuyla uyarlayan adamdır Mihri Belli. Bu önemlidir, çünkü Mihri Belli'yi bu mantık içerisinde ele almazsak, Deniz'in ve özellikle Mahir'in katkılarını da anlamlı kılamayız. Aşma zincirinin halkaları olarak kavrayamayız. 

TİP’teki ayrışmayı da bu çerçevede ele almak gerekir. TİP yöneticileri sosyalizmin parlamentarist mücadele ile gerçekleşeceğini savunuyorlardı. 65 seçimlerinden sonra partinin 15 milletvekili çıkarmasıyla artık 69 seçimlerinde başa görüşeceğiz demeye başladılar. Onların sosyalist devrim dedikleri esas olarak buydu. Dolayısıyla TİP’te yaşanan ayrışma iki farklı devrim anlayışı değildi. Devrim ve reform ayrışmasıydı. Ve bu ayrışmaya yön veren de Mihri Belli’nin MDD kapsamındaki görüşleriydi. 19. Yüzyılın sonunda Alman Sosyal Demokrat Partisinde parlamentarist-reformist çizgiyi savunan Bernstein’a karşı Rosa Luxemburg'un siyasal iktidarın fethi ve toplumsal devrimden yana tutumu neyse Mihri Belli’nin ki de odur. 

Belli 3. Enternasyonal geleneğine bağlı bir komünisttir, ama bu bağlılık daha çok geleneğin devrimci içeriğine, ruhunadır.  "Marksizmi bağımsız ve yaratıcı bir tutumla kavramak ve uygulamak". Bu, Marksist hareketin tarihinde onurlu bir yere sahip, düşünceleri ve eylemleri bugün bile esin kaynağı olan bir çok marksisti olduğu gibi, Belli'yi de özgün kılan bir tutumdur. Bu tutumu, 1962'de, Sovyet-Çin çatışmasının uç verdiği günlerde SBKP'nin bizzat kendisine yaptığı, "TKP'yi canlandırın, dış büronun başına da İ. Bilen'i getirin" önerisine, "dış büronun başına kimi getireceğimiz bizim işimizdir" diyerek karşı çıkışında gösterir.  Bu tutum o dönem ve daha sonra 70’lerde Ho Chi Minh tavrı olarak da bilinir. Sovyetlerin çöküşünden sonra dünya komünist hareketinde başgösteren krizde, bu tutum içinde olan sol hareketin nispeten daha az hasar görmesinde rol oynadığını söylemek gerekir. 

‘’İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, doğrudan veri olan ve geçmişten gelen koşullar içinde yaparlar’’ (Marx, Brumaire, Seçme Yapıtlar I, s.477, Sol Yayınları) Dolayısıyla, geçmişe, olanaklar ve olasılıklar alanını sınırlayan nesnel bir çerçeve yokmuş gibi, herşey mümkünmüş ya da herşey bireyin iradesi tarafından kararlaştırılıp belirleniyormuş gibi yaklaşamayız. Mihri Belli de, stratejik düşüncesi ve taktikleriyle o koşulların sınırlarını zorlayan, bir tarih yapıcı olarak devrimin imkanlarını kollayan bir devrimci olarak rol oynadı..

Bu, mücadeleye ruhunu veren şeydir. Günümüzün mücadelesinde de eksik olan bu ruhtur.

--------------------------------------------

1. “Türk Milliyetçilerine Sesleniş” Yön, 110: 8-9. 1965,

2. Türkiye İşçi Partisini Tanyalım İstanbul: Karınca, 1965

3. Devrimci Milliyetçilik ile Proleter Enternasyonalizmi Birbirini Tamamlar,” Aydınlık Sosyalist Dergi, 23: 357–371

4. Reha Oğuz Türkkan, Solcular ve Kızıllar, https://issuu.com/toluhan/docs/reha_o_uz_t_rkkan_-_solcular_ve_k_z

5.  http://mttb.com.tr/wp-content/uploads/2018/05/52.-dönem.pdf

6. Mihri Belli, Yazılar, 297-98, Sol yayınları, 1970

7. Devrimci Milliyetçilik ile Proleter Enternasyonalizmi Birbirini Tamamlar,” s.357

8. Yazılar, s.288

9. Marx/Engels, Komünist manifesto, s.49, BSY, 1976

10. György Lukacs , Lenin’in Düşüncesi: Devrimin Güncelliği, s. 31, Belge Yayınları 1979 

11. http://solsiyaset.org/muftuoglu-kiblesi-6-filo-olanlarla-mucadele-devam-ediyor/

12. ASD, 15.ci sayı, s.197, Ocak 1970

13. Yön Dergisi, sayı 194, 16 Aralık 1966

14. https://demirden-kapilar.blogspot.com/2014/08/gogolun-paltosu-mihri-bellinin-90-yas.html

15. http://www.ertugrulkurkcu.org/haberler/ertugrul-kurkcuyle-soylesi-mihri-belli-icin-devrim-hep-bir-devrim-olacakti/ 

16. György Lukacs , s. 9 

17. (https://www.ozgurlukdunyasi.org/arsiv/413-sayi-054/1784-turkiye-sol-hareketi-uzerine-bir-tartisma-2)

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Kurucu Meclis, Halk ittifakı ve HDP
    Bugün bizde 2001’in Arjantin durumu yok; mafyalaşmış faşist bir rejim var. Bu nedenle, böyle bir otokratik rejimin cenderesindeki bir ülkede Kurucu Meclis, sadece bir anayasa yapım yöntemi olamaz. Ülkenin ve…
  2. Güzel bir insan, kararlı bir devrimci: Şaban Ormanlar
    Şaban Ormanlar entelektüel birikimi olan, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde özverili katkıları kadar marksist hareketteki teorik tartışmaları da takip eden onurlu, dürüst bir insan ve kararlı bir komünistti. Onu ilkin TRT…
  3. Faşist MHP Kapatılmalıdır!
    Bu partinin mafya liderleri ile, eski kontrgerilla artıkları ve Susurluk çetesi ile iç içe geçtiği, dolayısıyla, hem insanlığa karşı, hem de mafyatik suçların ODAĞI olduğu görünen bir gerçek. Peki, bunlar…
  4. Finale  Doğru
    Finale Doğru
    26 Nisan 2021
    Biliyorsunuz iktidarın, içeriği artık ayan beyan olan 2023 hedefi var.. Cumhuriyeti 100. cü yılında ilga edip onun yerine otokratik islamcı bir devletin ilan edilmesi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ya da tek-adam…
  5. Yeni-Osmanlı Galaksi İmparatorluğu:)
    Kainatın efendisine naçizane teklifimiz şudur ki, Aya gidecek ilk kafile, Hz. Nuh’un kendisine inanmayarak gemiye binmeyen oğlunu ikna etmek için ‘’cep telefonu ile görüştüğünü’’ ortaya koyan İÜ Deniz Bilimleri Fakültesi…
  6. Seçimler Amerikan toplumundaki yarılmayı açığa çıkardı
    Pensilvanya’daki seçimleri önde bitirmesiyle 20 delege daha kazanması kesinleşen Biden, 46. ABD başkanı olarak anılmaya başlandı bile. Şimdiki tartışma, Trump’ın White House’tan nasıl çıkartılacağı üzerine. Bilindiği gibi, 65 milyonu aşkın…
  7. Egemen paradigmanın içindeki ‘Muhalefet’
    Öznel müdahalenin öncelikle yönelmesi gereken hedeflerden biri, bütün hareketlerde, ama özellikle emek hareketinde emekçi demokrasisini (proleter demokrasiyi) örgütlemek yerine kendi grupsal iktidarını örgütleme anlayışıdır. Bunun devrimci Marksizmle bir alakası yoktur.…
  8. Devletin emperyalist siyaseti, faşizm ve Kürt sorunu
    Krizin görüngülerinden biri ABD hegemonyasının çökmekte oluşu. Büyük ihtimalle hegemonya krizi çoklu seçeneklerle uzun süre devam edecek. Bu seçenekler şimdilik Çin, Rusya, Hindistan olarak görünüyor. Bölgesel hegemonya mücadelesi içinde olanlar…
  9. Dayanışma
    Dayanışma
    21 Mayıs 2020
    Sosyalist politika, geleceği bugüne izdüşüren bir yaklaşımla hareket eder. Bir başka deyişle onun temeli, alternatif bir toplumsal ilişki biçimini geliştirmektir. Bu ilişki biçimi, egemen ilişki tarzına karşıt alternatif nüve olarak…
  10. AKP-MHP’li vekiller deyyusların ‘siyasi’ temsilcileri mi?
    Bu iktidara karşı direniş anayasal bir haktır ve meşrudur. Ait olduğu yere, tarihin çöplüğüne gönderilmesi yaşamsal olduğu kadar artık ahlaki bir sorundur. Fezlekesini yazmanın zamanı çoktan geçti bile.. İnfaz yasası koronavirüse…
  11. Cumhuriyeti mi, tasfiyesini mi kutluyorsunuz!
    Zira Cumhuriyetin ilkeleri, başta laik sistem, onun birincil uygulama alanı eğitimin akla ve bilime dayalı temelleri yok edilmiş durumda. Devlet aygıtları islamileştirilmiş, cumhuriyet ordusu, Son Suriye harekatının da gösterdiği gibi,…
  12. Marksist Devrimci olarak Mihri Belli
    16 Ağustos 2011'de aramızdan ayrılan Mihri Belli'yi, devrimci eylemin önde gelen simalarından ve önderlerinden biri olarak anıyoruz.. Aşağıdaki yazı O'nun yoldaşlarından Mehmet Özgen'e ait. Özgen, bu yazıyı Mihri Belli'nin ardından 2012…
  13. Cumhur ittifakı değil Cürüm ittifakı
    Demokrasiye, özgürleşmeye en çok ihtiyacı olanlar, elbetteki emekçi sınıf ve katmanlardır, kadınlardır.. Bu nedenle, Emek ve Kadın Cephesi, anti-faşist mücadelenin, kürt halkının da taleplerini kapsayan demokratik cumhuriyet mücadelesinin itici gücü olarak…
  14. İkili kriz: hem iktidar hem muhalefet
    Ortada giderek gerçekliği su yüzüne çıkmakta olan bir iktisadi kriz olmasına, bunun da diktatörlüğü beka endişesine sürüklemesine ve toplumun her türlü hile ve baskıya rağmen direncini sürdürüyor olmasına karşın, muhalefet…
  15. Diktatörlüğün Sonbaharı
    ‘Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler!’ -Bu söz, Marie Antoinette tarafından, Paris'te ekmek kıtlığının doruğa ulaştığı esnada, kocası XVI. Louis ile birlikte kral ve kraliçe olarak Fransız tahtına geçtikleri taç giyme töreninde söylendi.…
  16. Türkiye yol Ayrımında
    Türkiye yol Ayrımında
    2 Mayıs 2018
    Kritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık deneyimlerini kesintiye uğratacak ya da toplum, içine hapsedildiği cendereyi patlatarak özgürlükçü bir paradigmanın ufkuna açılan olanaklı alternatifleri yeşerten…
  17. HDP Kongresi..
    HDP Kongresi..
    11 Şubat 2018
    HDP demokrasi mücadelesinin öncüsü ise, tek karar verici organ da kongrenin kendisi demektir. ‘İstişare’ etmek elbette gereklidir.. Ama istişare veya mutabakat kongrenin iradesinin üzerinde olamaz..   HDP, Türkiyelileşme politikası ile önce…
  18. CHP kurultayı, faşizm ve savaş
    Normalde, diktatörlüğün güç kazanmasına yarayan bu kadar büyük günahlar işlemiş, buna karşın hatalarından ders alarak yeni bir mücadele programı ortaya koymayan bir yönetimin kurultayda değişmesi gerekirdi.. Ancak.. Bu ülkede Cumhuriyeti…
  19. RTE olsa olsa Herkül’üyle henüz karşılaşmayan Cacus olabilir
    Nasıl yani, kürsüde idam edilenlerin mektuplarını okurken gözyaşı dökme sahtekarlığından sonra bu da mı olacaktı, derken kendiliğinden şu kıyaslamayı canlandırıyor zihnim: Ortada, Kürt halkına karşı, tıpkı İsrail’in Filsitinlilere yönelik kullandığı…
  20. Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    15 Haziran 2017
    Bugün faşizme karşı kararlı duruş sergilemenin yolu HDP ile, tüm solla, demokrasi güçleri ile yan yana gelmekten, birlikte davranmaktan korkmamaktan geçer. Çünkü diktatör esas olarak bu korkudan güç almakta, muhalefeti…
  21. Son darbe
    Son darbe
    17 Nisan 2017
    Adam hırsızlık yaptı, halkın parasını çaldı. ‘ Bu doğru değil’ dedin.. Adam cinayet işliyor cinayet! Hala bu doğru değil diyorsun. Sıra sana gelince ne diyeceksin? Böyle bir totaliter ideolojiye ve onun…
  22. Distopya*: Evet çıkarsa ne olocak?
    ABD emperyalizmi başkan aracılığı ile ülkeyi istediği gibi yönetebilir hale gelecek.. Resimlerde Abdülhamit’in burnu düzeltilecek.. Türklerin atası ilan edilecek. Her eve Yüce Reis’in bağlanabileceği ekranlar konacak.. Reis ‘hadi yatın.. beş çocuk…
  23. Ey Fravun'a iman edenler!
    Ey Fravun'a iman edenler!
    25 Aralık 2016
    Yanıyordu iki asker, bilmedikleri topraklara zoraki gönderilmiş iki halk evladı.. iki er.. İnsanlık yanıyordu.. Bugüne kadar geliştirdiği bütün insani değerlerle birlikte bir kez daha.  Bir kez daha düşmüştü tiranın saltanatı…
  24. Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis
    Tek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk kitlelerinin seferberliğine dayalı bir mücadele dışındaki her yol, siyasi islamla uzlaşmak, onun kuracağı faşist devlet düzeninde ‘muhalefet’ olmayı…
  25. 'Uzun Bıçaklar Gecesi' ve İç savaş provası
    Şimdi sokakları zaptetmeye çalışan bu gerici-faşist-cihadcı paramiliter gruplara karşı halkın savunmasını inşa etmek, bu darbe içinden darbe çıkaranlara, iç savaş provası yapanlara direnme hakkını hayata geçirmek yaşamsal bir görevdir. Türkiye…
  26. 14 Haziran 2016
  27. Diktatörlüğe karşı Halk Devrimi
    Çıkış yolu, resterosyonu ve darbeyi reddeden bir halk devrimidir. Halk devrimi derken, Gezi isyanı gibi bir hareketten, Gezi de eksik olanı, Kürt halkının –şimdi yok edilmek istenen- devrimci enerjisiyle kendisini…
  28. 'Devrim ve karşı-devrim'
    ''Öyle görünüyor ki, 1990’larda başlayan yeni genişleme dalgası, 1930 ve 40’lı yıllarla ölçülemeyecek derecede daha pahalı olacaktır. Kapitalizmin yeni bir “yıkıcı uyumu”nun, yeni bir dünya savaşının insanlığın ve doğanın mahfına…
  29. Nuray Mert ve ‘Faydalı salaklık’
    Aydın dediğimiz kişi, araştırmacı ve sorgulayıcı aklıyla, henüz fiilileşmemiş imkanı / varlığı ortaya çıkaran kişidir. Yani muhafazakar demokratlık yaftasının örttüğü kuvve'yi ortaya çıkarandır. Bu yaftaya ihtiyaç kalmadıktan, ‘’sesiz devrim’’ tamamlandıktan, AKP devletle…
  30. 'Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı’
    Brecht, Hitler'in iktidara yürüyüş öyküsü ile gangster Al Capone'un öyküsünü örtüştürür..-- Diktatörler ve gangesterler aslında korkaktırlar. Korkutarak korkularını aşmaya çalışırlar. Psikolojideki yansıtma gibi.. Alman halkı 19.cu yüzyıl ve 20.ci yüzyılın başında…
  31. Bir de kalkmış herkesi 'sağduyulu olmaya davet' ediyor..
    Halkı yeni katliamlara, cinayetlere, entrikalara karşı savunma önlemleri almaksızın, iradesinin tezahür edeceği bir seçim olabilir mi? Gırtlağına kadar suça batmış faşist Erdoğan rejimine karşı Ortak bir direniş hattı oluşturmadan, demokratik…
  32. ’Ağlamak Bazı acılarda yetmez Bazı ölümlere’
    Her karede gülen yüzleriniz.. Büyük insanlık için bir şey yapmanın kıvancı.. Gözlerinizde kardeşlik parıltısı .. Kucaklaşmanın, çitleri yıkmanın coşkusu.. Kobani önlerinde.. Suruç'ta.. Büyük insanlığın barbarlığa karşı savunma hattında.. Yüceliğin alçaklığa…
  33. Kendi tanrısına bile ihanet eden adam..
    Yarın sandığa gittiğinizde .. Bacakları kopan çocuk ve Lisa'nın yüzü aklınızda olsun.. Bir daha koşamıyacak o.. Hüzünle bakacak cıvıl cıvıl koşuşturan arkadaşlarının ardından.. Bir daha çocuk olamıyacak.. Ki o çocuk,…
  34. AKP Faşizmi, ant-faşist cephe, HDP, BHH ve CHP
    AKP FAŞİZMİ: Sermayenin en saldırgan kesiminin iktidarı --AKP’nin 'Kristal Gecesi'--AKP ırkçılığı: 'Farkçı-Irkçılık'--‘’Üst-akıl’’-‘’Taşeron akıl'' ve 'millet aklı'  --AKP’nin çözüm süreci, Sunni İslam federasyonuna tabidir.. Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana yeni…
  35. Ya Kobane ya barbarlık!
    TARİH BİZİM SIRTIMIZDAN YAPILDI. ŞİMDİ BİZ YAZACAĞIZ TARİHİ YENİDEN --Çakalların ulumasından korkmıyacağız. Tiranların sokaklara saldığı, sömürüden değil ama kendisinin sömürücü olmayışından nefret eden lümpen ayaktakımıyla yıldıramazlar bizi..  Direniş dediğin, bir…
  36. Gezi İsyanı Türkiye'nin 1905'idir
    Her gerçek devrim, bir şekilde iç- biçimlenişini, yani kendi suretini büyük bir halk hareketi içinde ortaya koyar. Öncülerin ya da öznel iradenin rolü işte bu an’da tayin edicidir.. Tarihin ortaya…
  37. CHP’nin BOP’un resterasyonuyla uyumlu stratejisi
    CHP-MHP’nin birlikte açıkladıkları ve Cemaatin desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı adaylığını hangi bağlamda değerlendirmek gerekiyor? Ulusalcı çevreler itirazlarını laiklik, Atatürk ilkeleri vb çerçevesinde dile getiriyorlar. Bu da onların bölge dinamiklerinden kopuk…
  38. 'Yeni Türkiye' Soma madeninin altında kaldı..
    Erdoğan öyle bir stratejik hataya -Taksim'e sokmama inadına- düştü ki, artık Gezi parkına girildiği günün devrimin başlangıcı olması farz olmuştur. Şimdi bize düşen bunun fikri ve örgütsel hazırlığını yapmak. Esin…
  39. BDP/HDP Cumhurbaşkanlığı seçimi Için ne diyor?
    "KOŞULLU DESTEK" DÜŞÜNÜLEBİLİR BİR ŞEY MİDİR?  --BDP ve HDP, fiilen yolsuzluk-rüşvet-hırsızlık zanlısı olan, bunların ortaya çıkması ve soruşturulmasının önüne türlü engeller çıkaran, kısacası kendisini ve iktidarını aklamayı reddeden, ayrıca savaş…
  40. En uzun gün ve olasılıklar
    Yolsuzluk operasyonları, Suriye üzerine savaş planları, provokasyonlar, sadece hükümet üyelerini değil, ilişkili sermaye gruplarını, sivil-asker bürokrasinin üst tabakasını suç ortağı durumuna düşürmüştür. Tarihte hiç bir devlet yönetimi, 2.dünya savaşının sonrasında…
  41. HDP, CHP'nin oylarını mı bölüyor?
    Henüz belirgin bir stratejiden yoksun olsa bile, sol ve sosyalistler, demokratlar, ilericiler, kısacası Gezinin tüm bileşenleri HDP'ye oy vermelidir. Halkların, ezilenlerin ve sömürülenlerin faşizme direniş blokunu geliştirmek ve yüksetmek için..…
  42. İsyanın adı Berkin-
    İsyanın adı Berkin-
    12 Mart 2014
    "Söz bitti" gerçekten.. Bu söylem neredeyse slogana dönüştü.. Adaletsizlik ve zulüm karşısında öfkemizin kabardığı her defasında, her acımızda tekrarladığımız.. Ve tekrarladıkça unutuşa dönüşen.. Mehmet ÖZGEN Gereğini yapmadıkça unutuşa dönüşür her…
  43. 'Paralel devletler', koku-tutulması ve devrimci kopuş
    ERDOĞAN KLİĞİ ULUSLARARASI SUÇ ÖRGÜTÜ İLAN EDİLEBİLİR --Erdoğan'ın Ömer El Beşir konumuna düşürülmesi ve bu uluslarası kompleks hamleyi bir adım sonra AKP'nin, 28 Şubat sürecinde RefahYol iktidarının yıkılmasını sağlayan DYP'nin…
  44. Devlet ikiye mi bölündü yani?
    Böyle diyenler var. Oysa devlet iktidarı içinde rollerin paylaşım savaşının ikinci raundu bu.. ilki MİT müsteşarı Hakan Fidan'ı hedef alan operasyondu.. Hükümet onu jet hızıyla Meclisten çıkardığı yasayla etkisiz kılmıştı..…
  45. Marksist Devrimci olarak Mihri Belli
    Mihri Belli kimdir? Adı, Türkiye sosyalist hareketinin günışığına çıkıp yeniden kitlesel ölçekte kurulduğu 1960'larda, ortaya attığı Milli Demokratik Devrim stratejisiyle özdeşleşen; düşünceleri, eylemleri, yetenekleri, başarıları ve başaramadıklarıyla sosyalist hareketin içinde ve…
  46. Erdoğan-Barzani ittifakı: 'İslam' kardeşliği
    Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Diyarbakır buluşmasında Eroğanın sarfettiği "dağdakilerin inip, cezaevlerinin boşalacağı" cümlesine açıklık getirdi: "Terör bitsin, silahlar teslim edilsin biz de üzerimize düşeni yapalım". Bu, AKP'nin bundan sonra izleyeceği…
  47. Cumhurbaşkanı ve başbakanıyla devletin linç girişimi!!
    Kabul edelim ki, 'sözlü saldırı' var. Ortada konuşan bir "kız" öğrenci var! Cumhurbaşkanı, Başbakan, YÖK başkanı, bakanlar, taraf sendikalar, televizyonda açık oturumlar, proflar. Noluyoruz? Bu nedir? Bu açıkça, bir ya da…
  48. 'Kimyalı' mı 'Kimyasız' mı?
    Ey büyük insanlık! Demokrasi kralları, monarşi kralları, silah ve petrol şirketleri, medya patronları ve onların coğrafyamızdaki "islamcı" hempaları, hocaları, ilahiyatçıları, bilumum kan emici, haydut, soyguncu ve "ırz düşmanları" hep birlikte…
  49. Başka coğrafyanın çocukları: Rojavalı çocuklar
    ROBOSKİ NEREDEYDİ, ROJAVA NEREDE? --'Denize düşen yılana sarılır'dan vazgeçilmelidir. Halkların kardeşliğinin, halkların ortak mücadelesiyle mümkün olduğunu, bunun da Gezi direnişiyle RUH İKİZİ olmaktan geçtiğini anlamak gerekir artık. Uzun zaman önce…
  50. Yanıyor insanlık hâlâ!
    Sivas'ta Madımak'ta yaşananlar, insanlık tarihinde örneğine az raslanan din adına işlenen büyük bir vahşettir. İnsanlığın vicdanı ve ahlaki değerlerini altüst eden bir vahşet. Bu vahşeti basitleştirenler, üzerini örtemeye, unutturmaya ve…
  51. 25 Haziran 2013
  52. Belli ki, geldiğiniz gibi gitmeyeceksiniz!
    BUGÜN YENİ BİR TARİH BAŞLATTINIZ FARKINDA OLMADAN! NO PASARAN DİKTATÖR, NO PASARAN! --Tayyip Sultan'ın, bir iç savaş ordusu olarak kullandığı kolluk kuvvetleri karşısında HALK GÜÇLERİ yenilebilir. Orada olan ANALAR, tanık olabilir,…
  53. 'Bir kaç çapulcu' kim?
    'Bir kaç çapulcu' kim?
    2 Haziran 2013
    Senin bir kaç çapulcu dediğin; İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Antalya'da, Çanakkale'de,Türkiyenin heryerinde, Türkiyeliler'in varolduğu bütün dünya kentlerinde senin diktatörlük teşebbüsatına HAYIR diye haykıran yüzbinler mi? Yoksa kefenine cep dikenler mi? On…
  54. İlle de Roboski!!!
    İlle de Roboski!!!
    6 Ocak 2013
    CHP, sorumluları bu kadar ayan beyan ortada olan bir katliam için gensoru mekanizmasını neden işletmez? Başbakan bu kadar açık şekilde suçlu pozisyonundayken neden onu Mecliste ve halkın önünde hesap vermeye…
  55. Cumartesi.. Cumartesi..
    Cumartesi.. Cumartesi..
    25 Kasım 2012
    Bu ülkede ne zaman ki, işkencede, gözaltında, faili meçhul cinayetlerde kaybedilenlerin hesabı sorulmaya başlanır, bu hesabı gören "özel yekili" mahkemeler kurulur: ne zaman ki mecliste Kayıpları Araştırma Komisyonu kurulur, bu…
  56. Ruhu alçalan toplum
    Ruhu alçalan toplum
    29 Ekim 2012
    Bu "manzara" aynı zamanda bu toplumun çıplak bir resmidir, röntgenidir hatta. Bütün insanı değerleri, çare olmak ve bulmak için koşuşturan bir avuç insanda toplasmış ve onların bu toplum bedeninde bir…
  57. Tezkere provokasyonu
    Tezkere provokasyonu
    4 Ekim 2012
    Türkiye sadece bir savaşa değil, Hitler ve Mussolini benzeri tek adam diktatörlüğüne doğru gidiyor. Üstelik bu savaş sadece devletler arasında değil, halklar ve mezhepler arasında bir savaşa dönüşecek. Bu diktatörlüğe…
  58. Alçaklığın dayanılmaz irtifası..
    Patlamaya karşı tepkiyi, daha ilk saatlerde kin ve nefret söylemine dönüştürüp halkın bir kesimine, Kürtler'e karşı yönlendirmek, hem en az bu insanlık suçu kadar halk düşmanlığıdır, hem de saldırının gerçek…
  59. Aygün neden kaçırıldı?
    Aygün neden kaçırıldı?
    13 Ağustos 2012
    Tarihsel gelişme, imkanı genellikle tehlike ve büyük risklerle bir arada verir. Politik öngörü ve liderlik, onu bu tehlike ve riskler içinden çıkarıp realize etmekte kendini gösterir..Kılıçdaroğlu, sorunun gündeme getirilmesi için "iklimin…
  60. Savaş kışkırtıcılığı suçtur!
    TCK'nun 306. Maddesinde 'Türkiye'yi savaş tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak şekilde yabancı bir devlete karşı hasmane hareketlerde bulunan' kimselere ‘beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası, "Fiil sonucu savaş meydana gelirse…
  61. CHP Kurultayı ve Devrimci Cumhuriyet
    CHP, ilericilerle, sosyalistlerle, Kürt siyasal hareketiyle; Mehmet Bekaroğlu'nun, İhsan Eliaçık'ın temsil ettiği anti-kapitalist Müslüman hareketiyle, yerel seçimlerden başlayarak güç birliğini gündemine koymalıdır. demokratik, özgürlükçü, laik ve sosyal bir halk cumhuriyeti…
  62. Mızrağın ucundaki 'Islam' ve biyopolitiği
    Erdoğan ve AKP'nin kurduğu düzende "kadının adı yok." Erdoğan'ın, ısrarla kadın yerine anne sözünü kullanması bu bilincin dışavurumudur. Kadının görevi nice erdoğanlara annelik etmektir, o kadar. Hadi gel de anlat..…
  63. 'Ceddin deden, neslin baban..'
    Chicago'dan İstanbul'a dünyanın bütün sokakları NATO'culara karşı birleşiyormuş bugün. Manhattan'da mehteran bandosuyla Türk Günü yürüyüşü yapılıyormuş.."Çokyıldızlı beyler beyi haykırdı ilerle / Bir yaz günü geçtik Manhattan'dan kafilerle." Sanırım kimse, metrix'in…
  64. Post-modern darbeden postmodern faşizme -Faşizm yargılıyor
    Halkın inaçlarını kullanarak onun sırtına binenler, ona takla attıranlar değil; onuruna, değerlerine sahip çıkan, çıkarlarının bilincinde bir halk hareketi ve onun temsilcileri bizzat yargılayan olmadığı sürece, bu tiyatronun yeni sahnelerini…
  65. Post-modern darbeden postmodern faşizme
    Yükselen bütün sınıflar gibi, postmodern/muhafazakar burjuvazi de, eski iktidar blokunu değiştirme ve bunun için gerekli hegemonyayı tesis etme süresince demokrasi söylemlerine ihtiyaç duyar. Egemenliğini garantiledikten sonra bu söylemlere de, onları…
  66. Bu başbakan kimin başbakanı?
    Artık katliamın affına "hayırlı olsun" diyen bir Başbakan var Türkiye'nin başında! Ey Başbakan! Bilesiniz ki, yanmakla tükenmez bu ülkenin güzel evlatları. Bir gider bin geliriz! Bu dava "divan"a kalmayacak! Erdoğan, Sivas…
  67. Devlet iktidarının yeniden paylaşım savaşı
    Böylece Özel yetkili savcıların açtığı ve Özel yetkili Mahkemelerin sürdürdüğü Ergenekon, KCK ve Devrimci Karargah davalarının hukuki meşruiyeti de ortadan kalkmış oluyor. Polis ve yargının, AKP iktidarının bir "siyasi sopası"…
  68. Dersim, CHP ve Faşizm
    Dersim, CHP ve Faşizm
    29 Aralık 2011
    Eğer özür, tüm katliamların arkasındaki politik düşünceyle, yani tekçi-ulus anlayışı ile, zorla asimilasyonla hesaplaşmanın bir ifadesi olarak dile getirilseydi o zaman özür olurdu.. Bugün Ermeni "Soykırım"ini kabul etmeyenlere ceza öngören…
  69. Kürt sorununda 'Osmanlı'da oyun çok'
    Eski düzen, bir tür post-modern "devrim"le çökertilmiştir. 1. Cumhuriyet bitmiştir; yerine "Ilımlı" İslam Cumhuriyeti ikame edilmektedir. Bu "devrim"i tamamlamanın önündeki tek engel, asıl direnç noktası, Ortadoğu'nun en modern hareketi olan…
  70. Adını siz koyun..!
    Adını siz koyun..!
    8 Ekim 2011
    Bu resme iyi bakın.. Dikkatle bakmak gerçekliğin tümünü görmeyi sağlar. Çünkü anlamak ve anlamlandırmak için eksik olan bir şey yok.. Çünkü görüntüyle aranızda hiç bir perde yok.. Yerde yatanların giysileri,…
  71. “Laiklik kesinlikle ateizm değildir” Öylemi?
    Türkiye açısından toplumun yüzde-50'sinin rızasını alan iktidarın, diğer yüzde-50'nin arıza çıkarmamasına yönelik bu söylemi yeni bir "açılım"ın işareti gibi görmek, tek kelimeyle gaflettir, Erdoğan'ın tuzağına düşmektir.   Başbakan Erdoğan'nın Kuzey…
  72. 90’nında devrimci delikanlı*
    Asıl önemli yan, sosyalizm mücadelesine devrim bilincini taşımış olmasıdır. Oyların yüzde 51'ini alarak iktidar olmayı hayal eden egemen zihniyeti kıran ve iktidar mücadelesinin gerçek mahiyetini kavramaya sevkeden onun devrimci tutumudur.…
  73. Yanıyor insanlık hala!
    Yanıyor insanlık hala!
    3 Temmuz 2011
    * Eğer siz, babanızın veya kardeşinizin ya da oğlunuzun/kızınızın yanında onun katilinin de ismini görürseniz ne hissedersinz? Hızla yükselen bir öfke dalgasıyla bütün insanı duygularınızın iğfal edildiği hissine kapılmaz mısınız? İsyan…

ANALİZ

ANALİZFaşist MHP Kapatılmalıdır!

Faşist MHP Kapatılmalıdır!Bu partinin mafya liderleri ile, eski kontrgerilla artıkları ve Susurluk çetesi ile…