Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Kadın Dergileri

Gülüzar Özev

16 Mayıs 2021
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Kadın Dergileri

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde ilk kez Rum Kadınları, Kypseli isimli kadın dergisi çıkarır. Editörü Efrosini Samarcidis‘dir. 1845 yılında İstanbul’da Rumca yayınlanan  Kypseli dergisi, 34 sayı çıkartılır. 

 “Şurasını iyi bilmek gerekir ki, ne erkekler kadınlara hizmetkâr, ne de kadınlar erkeklere cariye olmak için yaratılmışlardır“

Muhadderat gazetesi /okur mektubu (Rabia hanım)

Yukarıdaki tümcede söylendiği gibi, kadınlar cariye olmadıklarının bilinciyle, kendi kurtuluşlarını gerçekleştirmenin adımlarını atmışlar,  sömürüldükleri ve ezildiklerinin  farkındalığı ile savaşçı bir kadın kimliği kazanmaya başlamışlardır.

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde ilk kez Rum Kadınları, Kypseli isimli kadın dergisi çıkarır. Editörü Efrosini Samarcidis‘dir. 1845 yılında İstanbul’da Rumca yayınlanan  Kypseli dergisi, 34 sayı çıkartılır. Unutmadan söyleyeyim Kypseli demek, Türkçede petek demektir. Bu dönem, kadın gazete ve dergiciliğinin yeni yeni doğduğu bir dönemdir. Dergi, kadınların iyi eş ve anne olabilmeleri için eğitilmeleri yönünde haber yapar.

Gitar isimli Ermeni Kadın Dergisinin yayım tarihi ise 1862 olup İstanbul’da basılır. Ermenice yazılmıştır. Editörü Elbis Gesaratsyan olup, Osmanlı İmparatorluğunun ilk kadın gazetecisi kabul edilir. Gitar dergisi, maddi imkânsızlıklar nedeniyle, yedi sayı çıkabilecektir. (1)

MUHADDERAT

1868 yılında, Ali Raşit ve Filip Efendi, Terakki isimli gazete çıkarırlar. Gazetelerine ek olarak; pazar günleri kadınlar için “Muhadderat”ı yayınlarlar. Hemen söyleyeyim Muhadder: iffetli, örtülü kadın anlamına gelir. Muheddarat ise; İffetli kadının ilerlemesi demektir. Kadının ailedeki, eş, anne rollerinin hatırlatılması, ev hanımlığı yemek pişirme gibi konularda bilgilendirme, çocuk bakıcılığının öğretilmesi gibi yazılar yazılan bir gazetedir. Türk kadınlarının ilk defa gazetelerde boy gösterdiği görülür. Muhadderat muhafazakâr bir kimlik taşır. Kadının siyasete atılmasını gereksiz bulur; o çocuğuna ve evine bakmalıdır! Muhadderat, bu doğrultuda İngiliz gazetelerinden bazı yazılar nakleder. Örnek vermek gerekirse; Mecliste ‘söz filan hanımındır’ dediği vakit, o filan hanımın yanında bulunan Meclis üyesinin kalkıp, ‘filan hanım, çocuğuna meme vermekle meşgul bulunduğundan Meclise gelememiştir.’ Cevabını vermesine pek de şaşmamalıdır”(4)

Kadınlara dair ek gazete olarak ilk yayın olan Muhadderat’ın muhafazakâr yapısına karşılık, hanımlardan gelen eşitlikçi mektupları yayınlamakta mahzur görmez. Bu tavrıyla farkında olmadan, uzun yıllar sürecek olan kadın hakları savaşımının nüvelerini ekecektir.

“Erkekler, hüner ve marifetleri ile hem kendilerini, hem de hepimizi geçindirebiliyorlar ve idare ediliyorlar da, biz niçin bilgi ve hüner kazanmaya kudretli olamıyoruz? El ve ayak, göz, akıl gibi vasıtalarda bizim erkeklerden ne farkımız vardır? Biz de insan değil miyiz? Yalnız cinsimizin ayrı oluşu mu bu halde kalmamıza sebep olmuştur?  Bunu hiçbir sağduyu sahibi kabul etmez. Eğer öyle olmak gerekse idi, Avrupa kadınları da bize benzerdi. Bilgiden yoksun kalmamıza meşru örtünmemiz sebep gösteriliyorsa ona da taşrada bulunan kadınlarımızı göstermekle yetinirim. Çünkü onlar erkeklerine her çeşit hizmette yardım etmekte, erkeklerle beraber çalışmaktadırlar.”

işte size 1868 yılında yaşamış bir kadının, kendi cinsine dair bilinç. Bugünün muhafazakâr kadınlarında bile olmayan bir bilinci.

Yazılan makalelerde, sadece Osmanlı’daki kadın bilincinin dile gelmesini değil, Avrupa’daki kadına dair gelişmelerin de takip edildiğini görüyoruz. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan yazar kadınlar, batıdaki kadın hareketlerini takip ediyorlardı. Fransızca, İngilizce, Arapça, biliyorlar; bu dillerde birçok kitap okuyorlardı. Aydınlanma öncüsü kadınların neredeyse tamamı, gelir seviyesi yüksek ailelerden geliyordu. Çoğu paşa kızıydı. Yalılarda köşklerde yaşıyor, özel eğitimler alıyorlardı. 

ŞÜKUFEZAR

Şükufezar, sahibinin kadın olduğu ilk feminist dergidir. 1886 yılında yayına başlayan Şükufezar: çiçek yeri, çiçek bahçesi anlamını taşır. 15 günde bir yayınlanır. Dergide yazan kadınlar sadece kendi adlarını kullanmışlar, baba ve eş isimlerini kullanmamışlardır. Yayınlanan eserler feminen bir nitelik taşır. Kadınların erkekler tarafından geri görüldüğü,  ayrımcılığa tâbi tutulduğu ve bunu önlemek gerektiği yönünde düşünceler üretirler. 

Kulağa hoş gelen ismiyle Şükufezar; 1883-1884 yılları arasında yayınlanır. Derginin sahibi Arife Hanım, amacını şöyle açıklar; Biz ki saçı uzun, aklı kısa diye erkeklerin alaylı gülüşlerine hedef olmuş tayfayız. Bunun aksini ispat etmeye çalışacağız. Erkekliği kadınlığa, kadınlığı erkekliğe tercih etmeyerek çalışma ve gayret yolunda olacağız.”** 

Evet, kadınlar yoğun bir gayret içindedirler. 

Onların bu gayreti yalnız Osmanlı İmparatorluğu döneminde değil, Cumhuriyet dönemi ve sonrasında da sürecek. Gerek kanunlar içinde gerekse kamusal alanda var olmanın şartlarını zorlayacaklardır.

AİLE 

Adından da anlaşılacağı üzere, kadının ev içindeki görevleri, çocuk bakıcılığı, kadınlık eğitimi gibi bir gaye taşıyan dergidir. 1880 yılında yayınlanmıştır. İlginçtir, hedef kitlesi kadın olan dergide yazılan yazılarda hiçbir imza bulunmaz. Bütün yayınların, Şemseddin Sami‘nin kaleminden çıktığı söylenir.

DİĞER KADIN DERGİLERİ

Onlarca dergi ve gazete yayınlanır Osmanlının son zamanlarında. Bunlar; Ayine, Vakit Yahut Mürebbi-i Muhadderat, İnsaniyet, Hanımlar, Mürüvvet, Parça Bohçası, Alem-i Nisvan, Mehasin, Kadın, Erkekler Dünyası, Genç Kadın, Hanım, Hanımlar Âlemi, Musavver Kadın, Seyyale, Sıyanet… Gönül isterdi ki bu dergileri tek tek anlatayım. Ancak yer uygun olmadığı için kısa kesiyorum. Saydığım dergilerin çoğunun yayın hayatı kısa sürmüştür. Hele bir de Parça Bohçası dergisi vardır ki, tek bir sayı çıkabilmiştir. (Benim de sahibi olduğum “Kadın Muhasebeciler-Yakamoz” Dergisi henüz bir sayı çıktı ama devamı için çalışmalar yapıyoruz. Temennim Parça Bohçası’na benzemez kaderi)

KADINLAR OYUNCAK DEĞİLDİR

Osmanlı İmparatorluğunun son otuz yılında 40 türde kadın dergisi çıkmıştır. Konular ya kadınların haklarına kavuşması ve ülke sorunu ya da kadınlık görevlerinin tanınması etrafında birleşir. Bunun dışında bir dergi daha çıkar ki gülmeyi hatırlatır insanlara: Mizah dergisi, Kadınlar Oyuncak Değildir güldürürken bile hesap sormayı ihmal etmez.

KADINLAR DÜNYASI

Dikkate değer en önemli gazete Kadınlar Dünyası’dır. 1913 Yılında çıkartılan Kadınlar Dünyası’nın sorumlu yazı işleri müdürü Ulviye Mevlan’dır. İlk günlük gazete olarak anılır. 1913-1921 yılları arasında günlük olarak 100 sayı yayınlanmıştır.  Bu anlamıyla İkinci Meşrutiyetten sonra yayınlanan tek günlük gazetedir. Kadınların kimlik mücadelesinin ve isyanlarının bu gazetede yansımasını görürüz. 

Derginin sahibi ve başyazarı Nuriye Ulviye Mevlan, ilk sayısında söyle yazar;

“İlerlemek ve yükselmek için hem pratik cesaretin hem de ruhsal cesaretin, başka bir deyişle çağdaş kişiliğin önemi konusundaki düşüncelerim artık iyice olgunlaşmıştı. İçinde yaşadığımız uyanış devrinin ve kurulan toplumun temelini oluşturan sosyal bilimlerin ışığında, (kadınların ilerlemesi için) gerekli olan (adımları) cesaretle gerçekleştirecek bir gazete çıkarmaya giriştim.” (2)

Derginin 29. sayısında yazan Fatma Galip hanım şunları anlatır; “Evet, biz Osmanlı Kadınları, bir devrim yapıyoruz. Bunda şüpheye yer yok. Fakat bu devrimi devam ettirmek, onu vücuda getirmek pek güçtür. Amacımız, bu devrimi sebepleri ve etkileriyle daim kılmak ve sonuçlarını göstererek kökleştirme, gelecek kuşağa örnek olacak şekilde emanet etmektir. “***

Anlaşılan o ki; yüz yıl öncesinin devrimci kadınları mücadelelerinde epeyce zorlanmışlar. Tıpkı günümüzde çaba gösteren, uğraş veren tüm kadınlar gibi. Bugüne baktığımızda; sivil toplum kuruluşlarında çalışan kadınlar ve dahi erkekler, davalarına  destek verenlerin çok az olmasından yakınırlar. Eylemlerde, faaliyetlerde kim başkansa, tüm yük onun üstüne biner. Örgütlenme, iletişim kurma, yazı hazırlama, yayınlama, miting çağrısı gibi bir yığın işler başkan veya onunla birlikte bir iki kişinin üzerindedir. Buna bir de üyelerin kaprisli, kariyer hevesli, egolu halleri eklendi mi, daha bir zorlaşır işleri.

Fatma Galip hanıma gelirsek; devrimi devam ettirme ve gelecek kuşaklara aktarma derdindedir. Haklıdır;  sorunlar çoktur ve bir insan ömrü yetmez bu sorunları çözmeye, ancak kurumlarla mücadele edilirse başarılı olunur. Devamlılık ancak örgütlenme nezdinde sağlanır. Nitekim o günün derneği ve basını, bugünün dernek ve basınına öncülük etmiştir. “Kendi doğumundan önce olanları bilmeyenler, sürekli çocuk kalmaya mahkûmdur” sözünde olduğu gibi tarihi bilmek çok önemlidir. Dergiler, gazeteler, kitaplar, resimler ve diğer yapıtlar,  geçmişi atlamamakta büyük etken olurlar. 

Yalnız şunun altını çizeyim: O çağda feminizm üzerine mücadele eden kadınlar, burjuva kadınlardır. “Beşik sallayan el, dünyaya hükmeder” diyerek özgüvenlerini sürekli diri tutmuşlar. Erkeklerle aynı haklara sahip olmak, kamusal alana çıkmak için mücadele etmişlerdir. Belki de ilk defa kırsal kesimde yaşayan kadınlara özenmişler. “Onlar erkeklerle beraber çalışıyorlar, üretiyorlar, bizler niye çalışma hayatına katılmayalım “ diye şikâyetlerde bulunmuşlardır.

Yalnız araştırmalarımda eksik ve üzücü bir duruma rastladım. Kendi özgürlük alanlarını yaratmaya çalışan burjuva kadınlar,  işçi emekçi kadınlara dair hiçbir çaba sarf etmiyorlardı. Üstelik bu sosyolojik resim, Dünya’dakiyle aynıydı.

HANIMLARA MAHSUS GAZETE

1895 yılında yayına başlayan gazetenin sahibi erkek olmasına rağmen yazarlarının çoğu kadındır. Resimli bir gazete olmasıyla hanımların beğenisini kazanmıştır. Haftada iki kez yayınlanan dergi, 13 yıl boyunca yayın hayatını devam ettirmiştir. Hanımlara Mahsus Gazete en uzun süreli yayın özelliği taşır. Gazetenin politikası: kadınların eğitimi, çalışma hayatına katılması, kadınlar üzerindeki baskıların tartışılması, ailevi konulardır.****  Şu hususu belirtmek isterim: O dönemde bugünkü gibi gazete dergi ayrımı yoktu. İki kavram da aynı anlamı taşıyordu. 

Halide Edip, Fatma Aliye, Şair Nigar, Emine Sediye, Arife ve daha birçok hanım gazetede yazıları yayınlanır. Erkek yazarların da olduğu gazetede, kadın romanları, hikâyeler dizi halinde yayınlanır. (4)

İNCİ

1919’da Sedat Simavi tarafından çıkartılmıştır. Kadın, güzellik, çocuk konularını işler, bunun yanında edebiyat ve öykülere yer verir. Reşat Nuri, Köprülüzade Mehmet Fuad, Yahya Kemal, Falih Rıfkı, Zeliha Osman, Ayşe Hikmet bu gazetede zaman zaman yazmışlardır.

O DÖNEMDE KADINLARA DESTEK VEREN ERKEKLER

Kadınlar, kendilerini yazın yoluyla, örgütlenme yoluyla ifade ederken çok engelle karşılaştılar. Karşılarına her zaman din eksenli fermanlar, kurallar, günahlar, ayıplar çıkarılarak mücadelelerine ket vurmak  istendi. Yobazlar çoktu, düşmanları,  köstekçileri de. Ama yılmadılar. Bir çarşafı cart diye yırtar gibi yırttılar tutsaklıklarını. Özgürlük bayrağını taşıyan bir değil, birçok kadın vardı. İşte bu uzun yolda onları destekleyen erkekler de vardı. Onların lehine yazı yazan, mücadelelerine destek veren. Tevfik Fikret, Namık Kemal, Ziya Gökalp Şemsettin  Sami, İbrahim Hakkı, Ahmet Şuayıp…

İşte, kadınların haklarına saygı duyan bir avuç aydın. Fazla değillerdi zaten. Kısaca bu aydın erkeklere değineyim.

Tevfik Fikret, meşhur ” Elbette sefil olursa kadın, alçalır beşer” sözüyle kadınlara çağdaş, daha doğrusu çağın ötesinde bir bakış açısıyla bakabilmiştir. Tevfik Fikret, ” Kızlarını okutmayan bir millet, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiş demektir. Hüsranına ağlasın” diyerek kadınların eğitim almasının ne kadar önemli olduğunun altını çizmiştir.

Kadına destek veren erkekleri araştırırken Yazar Şemseddin Sami’nin güzel bir sözüne rastladım. Sizlerle paylaşmadan edemezdim: “ Erkeklere terbiye vermek gölge veren ağaç dikmek gibiyse, kadınlara terbiye vermek hem gölge, hem de yemiş veren ağaç dikmek gibidir.” (3) Nitekim Şemsettin Sami, kurduğu gazeteyle, kadın yazarların oluşmasını teşvik edecektir.

Namık Kemal, yazdığı eserlerde kadın erkek ilişkilerini irdeler. Ünlü piyesi Vatan Yahut Silistre’de, ilk kez erkeğin yanında savaşa katılan bir kadın rolüne yer verir.

Yukarıda saydığım, yazarların aydınların kadına destek vermesini, daha çok yazınsal alanda olduğunu düşünüyorum. Gerçek anlamda kadın erkek eşitliğini hazmetmeleri pek mümkün görülmemiştir. Tam da bu noktada feminist Yaprak Zihnioğlu konuyu çok güzel irdeler, yerinde saptamalarda bulunur. Şöyle anlatır; “Kamusal alanda belli bir özgürlük isteyen erkekler iki nedenle kadın hakları konusunda yazıyorlardı. Birincisi, modernleşme bağlamında, ‘kadınlar gelişmeden cemiyet ilerleyemez’ diye düşünülüyordu. Çocukları, eğitimli anneler yetiştirmeliydi. Bence ikinci neden, kendileri içindi. Modernleşmeyi savunan erkekler, kimle evlenecekti? Tabii ki okumuş yazmış, eğitim görmüş kadınlarla evlenmek istiyorlardı. O dönem devamlı Avrupa’ya erkek öğrenci gönderiliyor; onlar da dönünce geleneksel ailelerde yetişen genç kadınlarla uyum sağlayamıyorlardı. Nitekim pek çok ünlü yazar, Avrupalı kadınlarla evlenmiştir.”

Kadın mücadelesine destek veren aydın erkeklerin ileri görüşlülüklerinden dolayı böyle bir davranış sergilemelerine saygı duymamak mümkün değil. Evlenecekleri kızların okumuş olmasının, entelektüel yalnızlıklarını gidermede çok faydası olacağı düşüncesiyle eşitlikçi bir düzeni savunmalarını ise kadınlar tarafından iyi değerlendirildiği kanısındayım.  

Gelin biraz da kadın dergilerinin  çıktığı Osmanlı‘dan Cumhuriyete kadar olan dönemde, memleketin hali nasılmış  bir bakalım.

Bu dönem için çok ağır bir yıkım olan iki savaş yaşanmıştır. Biri Balkan Savaşı, diğeri Birinci Dünya Savaşı. Erkek nüfus büyük ölçüde azalmıştır. Büyük bir yoksulluk hatta kıtlık baş göstermiştir. Zorunlu olarak kentli kadınlar üretime yönlendirilir. Kadınlar, bu acı yılları büyük fedakârlık ve kahramanlıkla atlatırlar. Bu arada sosyal statülerinde değişimler olur. Kamusal alanda yer alırlar. Örneğin bankalarda, postanelerde işe girerler.

1917 yılında Aile Hukuku Kararnamesi yayınlanır.  Bu kararnameyle evliliklerde devletin onayı şart olacak. Kadın izin vermediği sürece üstüne kuma getirilmeyecek. Evlenme yaşı kızlarda 17, erkeklerde 18 olacak. Kadın isterse kocasına boşanma davası açabilecektir.

 1850’lilerden başlayan kadın mücadelesi,  meyvelerini eğitim alanında da verir; ilkokulların yanında ortaokullar, kız sanat okulları ve üniversite açılır.  Kadınlar öğretmenlik, müdürlük faaliyetine başlarlar.

Değerli okur gördüğünüz gibi büyükannelerimizin verdiği onca emek onca çaba boşa gitmemiştir. Biz kadınlar olarak bugün, eğitimden sosyal haklara, siyasal varlığımızdan ekonomik özgürlüğümüze kadar birçok kazanım elde etmişsek, bu, o günkü mücadeleci analarımızın yüzü suyu hürmetinedir.  Esas sözüm ise   “Her şey aynı kalır, hiçbir şey değişmez, değiştirmeye gücümüz yetmez “ diye düşünenleredir. 

Gelelim emekçi işçi kadınların hallerine…

İŞÇİ KADINLARIN DURUMU

Burjuva kadınlar, eşitlik için mücadele ederken, karnını doyurmaktan başka derdi olmayan yığınlarca emekçi insan vardır. Hani şu Nazım’ın “destanımızda yalnız onların maceraları vardır” dediği. 

Halı, çarşaf, havlu, kumaş dokumacılığı, ipek dokumacılığı gibi işlerde çalışan on binlerce kadın, bir tas çorba, bir sıcak köşe uğruna didinir dururlar.  Ağır çalışma şartları, uzun mesai saatleri, düşük ücretler… Sonunda kadınlar, greve giderler. 1908 -1910 yılları,  İstanbul ve Anadolu’da Balkanlarda grevlerin patlak verdiği dönemdir. Yüzün üzerinde grev olduğu söylenir. Grevlerin çoğuna da kadınların öncülük ettiğini görürüz.

Kadın işçilerin eylemleriyle ilgili ilk haber, yabancı bir gazetede yapılır. 4 Ocak 1867 tarihli The Levant Herald adlı İstanbul gazetesinde yer alan maliyeden 20-30 parayı geçmeyen alacakları için toplanan ve paralarını alamayınca gürültü çıkarıp dışardan müdahaleyle susturulan kadın işçiler haberi basında yer alan ilk işçi hareketi haberidir. (Evrensel gazetesi 10 Mart 2011)

İlk grev, 1876 yılında İstanbul’un Eyüp ilçesinde yer alan Feshane  diye anılan fabrikadadır. Kadınlar bu fabrikada, Osmanlı ordusunun fes ve abalarını (hırka) dikerler. Ancak emeklerinin karşılığını alamazlar. Rum ve Ermeni kadınlardan oluşan 50 işçi Babıâli’ye yürürler. Sadrazama dilekçe verirler. Ödenmeyen ücretlerin ödenmesini isterler.

1908 yılında Sivaslı işçi kadınlar, 16 saat çalışmalarının karşılığı olarak günlük 2 kuruş ücret almaktadır. Oysa bir ekmeğin fiyatı 5 kuruştur, üstelik son derece kötü undan yapılmaktadır.  Bunun üzerine kadınlar ayaklanırlar. 50 kadın öncülüğünde başlayan isyan, erkeklerin de katılımıyla kısa zamanda 500 kişiye ulaşır. Topluluk valiliğe yürür. Vilayet konağının camlarını kırar, un depolarını yağmalar. Un vurguncularıyla birlikte hareket eden belediye başkanı linç edilmekten son anda kurtulur.

1910 yılında Bursa iplik fabrikasında çalışan kadınlar, ücretlerine zam, en az bir saatlik öğle dinlenmesi ve insanca çalışma koşulları için greve giderler. Sayılarının en az 3000 kişi olduğu söylenir.

Kadınların mücadelesi bitmedi. Kadın cinayeti vakaları çok can yakıyor. İşçi kadınların mücadelesi ise en yıkıcı haliyle erkek sınıfdaşı  ile birlikte devam edecektir.

Evet, değerli okurlar geldim yazımın sonuna. Osmanlının ve Türkiye’nin aydınlanma öncüsü kadınlardan bahsedecektim ama bu  köşeye sığdırmak o güzel insanlara haksızlık olurdu. Ben de bir sonraki yazımda işlemeye karar verdim.

Sözlerimi o zamanın devrimci kadını Ruhsan Nevvare Hanımın sözleriyle sonlandırıyorum;

“Evet, o kadar çok şey isteyeceğiz, ilerlememizi o kadar ciddi bir dirençle arayacağız ki görüp işitenler bizlerdeki istek ve hevese hayret edebilecekleri gibi, şimdiye değin horlanarak ve aşağılanarak yaşadığımıza şaşacaklar''

Geçmişin ütopyası bugünün gerçeği ise,  bugünün ütopyası geleceğin gerçeği neden olmasın. 

İnsanlık bunu bildiği için hep ilerlemiştir ya…

 

Kaynaklar

*Hatice Özen, Tarihsel Süreç İçinde Türk Kadın Gazete ve Dergileri.

**Abdullah ciclelove.com

***Fatmagül Berktay “Osmanlı Kadın Hareketi” Kadın Araştırma Dergisi 2012/1, Sayı 10

****Selma Malkoç/ Duygu Vefikuluçay Yılmaz, Osmanlı Dönemi Kadın Dergileri, Uluslararası Kadın Araştırmalar Dergisi

  1. (1) BİANET Adem Özgür İstanbul BİA Haber Merkezi 21 Şubat 2018

  2. (2) Meral Akkent İstanbul BİA Haber Merkezi 04 Nisan 2013

  3. (3)Faik Bulut, İttihat ve Terakki’de Milliyetçilik ve Kadın Tartışmaları, Su yayınları.

  4. (4) Güldal Okuducu, Türk Kadınının Kısa Tarihi, Kaynak Yayınları

  5. Feryal Saygılıgil, Kadınlar Hep Vardı, Dipnot Yayınları.

  6. Wikipedia Osmanlı İmparatorluğu’nda Kadının toplumdaki yeri.

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Yalnızlık ve halleri
    Yalnızlık ve halleri
    16 Haziran 2021
    Yalnızlık kimine göre aman çok iyi, kimine göre aman bıktım halleri. Çok iyi diyen de var yalnızlık için, çok kötü diyen de. Cenneti kimilerinin,  kimlerinse cehennemi. Yani bilmeyen yok, yalnızlığın…
  2. Zabel Yeseyan
    Zabel Yeseyan
    3 Haziran 2021
    1915 yılına gelindiğinde, Ermeniler için büyük kıyım başlamıştır. Osmanlı hükümetince tutuklu listesine alınan 214 Ermeni aydın içinde, tek kadın olarak Zabel Yesayan vardır. Genç yazar, bunun üzerine İstanbul’da bir hastanede…
  3. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kadın Dernekleri
    ''Bu arada ilginç bir şey olur; Çarşaf yasaklanır. Evet, yanlış duymadınız, kadınların çarşaf giymesi men edilir. Tarih 2 Nisan 1892’dir. Sanmayın ki kadınlara özgürlüktür sebebi. Padişah Abdülhamit, siyasi nedenlerle güvenlik…
  4. Bacıyan-ı Rum: Anadolu Kadınlar Birliği
    Ahilerin helâl para kazanması gerekir. Bu hem vaciptir, hem sünnettir. Her kimin ki, meslek ve sanatı yoksa ona fütüvvet değmez. Ahinin 18 dirhem gümüş sermayesi ve mutlaka bir işi olmalı,…
  5. Pir Sultan Abdal: Gelin canlar bir olalım, Münkire kılıç çalalım
    Davasına inanan, mücadeleden vazgeçmeyen, yürekli, onurlu bir mücadeleci, aynı zamanda ozandır Pir Sultan Abdal. Söylediği deyişler, hiçbir kayıt tutulmadığı, efsanesi örtbas edilmeye çalışıldığı halde, yaz kış açan çiçekler gibi halkın…
  6. Hacı Bektaş Veli: Bir olalım, iri olalım, diri olalım.
    Hacı ismi, çarpıtıldığı gibi Kabe’ye gittiği için değil, Bektaşiliğin Sünniliğin bir kolu haline getirmek için uydurulmuştur. Gerçek lakabı Hace’dir. Farşca “bilge” anlamına gelmektedir. Hacı Bekdaş’ın Kabe’ye gittiği de yalan haberdir.…
  7. 8 Mart: 129 kadın işçi boşuna mı öldü! Hayır!
    Bu vahim durumda kadının varlığı tehlike altındadır. 1850’ li yılların kadını ücret çilesinde iken, bugünün kadını hem yoksulluk derdindedir, hem de canının derdindedir. Kadın cinsini koruyacak en önemli unsur olan,…
  8. Güzellik
    Güzellik
    15 Şubat 2021
     Tarih, pandemi ayları, büyük işsizlik günleri.. Çocuğunu teyzesine bırakarak intihar eden çift, Boğaziçi öğrencilerinin direnci, kadın cinayetleri... Bunca üzücü konular arasında biraz rahatlatıcı konu seçtim değerli okurlar. Okurken bilgilene, bilgilendikçe…
  9. Harem'deki acı yaşamlar
    624 yıl süren bir imparatorluk. Dünyaya meydan okuyan, güneş batmayan hükümdarlık. Kuşkusuz ulu devlet olmak için çok masumun canı yandı, çok göz yaşı döküldü. Tarihin gözü kör değil ya, yazdı…
  10. Kırklar Cemi mitolojisi
    Kırkların empati duygusunu sonuna kadar hissetmeleri mitolojinin ana konusudur. Aslında dünya kurulalı beri yaşanan onca haksızlığa karşı, yaratılan, işaret edilen, bir erkandır. Dünya nimetlerinin adil ve eşit şeklide paylaşılması meselesi,…
  11. Salgın Hastalıkların seyri
    Tarih her zaman kralların kraliçelerin tarihi değildir. Tarih aslında; halkların ne yaptığı, nasıl yaşadığıyla ilgilidir. Bu anlamıyla salgın hastalıklar; insanlık yolculuğuna rastgelen, onu tökezleten en büyük barikatlardan biridir.  Sizlere;  yaşamakta…
  12. Üniversiteli İşsizler
    Üniversiteli İşsizler
    15 Aralık 2020
    'İşsizlik her daim korkulu rüyası olmuştur insanlığın, oysa çaresi çok kolaydır. Esas neden tabiat ananın bolca sunduğu nimetlerin hakça paylaşılmamasıdır. Yoksulluksa, bu belanın ikiz kardeşidir.' “«Babam neden kapattı dükkanını? Ve…
  13. Fuzuli / Şekspir, Leyla ile Mecnun / Romeo ve Juliyet
    Fuzuli ile Şekspir iki büyük şair. Fuzuli 1556 yılında öldükten sekiz yıl sonra Şekspir doğmuş. Biri Doğunun insanını selamlamış diğeri Batının.  FUZULİ Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı Felekler…
  14. İnsan
    İnsan
    17 Kasım 2020
    Doğada bulunan yüz binlerce canlının, hayvanın zekasını, yeteneklerini, duygularını bir beyinde toplayan mucizevi yaratık. DOĞRU OLDUM DOST BULAMADIM EĞRİ OLDUM OYNAŞ BULAMADIM Tokat yöresinde çok söylenen bir atasözü. İnsan; çözülmesi…

ANALİZ

ANALİZSon HDP Operasyonu ve Muhalefet / Mehmet Özgen

Son HDP Operasyonu ve Muhalefet / Mehmet ÖzgenHDP'nin 2014-2015 MYK'sı tutuklandı.. Saraydan talimat alan savcının gerekçesi Kobani protestolarına dayanıyor.…