Pir Sultan Abdal: Gelin canlar bir olalım, Münkire kılıç çalalım

Gülüzar Özev

31 Mart 2021
Pir Sultan Abdal: Gelin canlar bir olalım, Münkire kılıç çalalım

Davasına inanan, mücadeleden vazgeçmeyen, yürekli, onurlu bir mücadeleci, aynı zamanda ozandır Pir Sultan Abdal. Söylediği deyişler, hiçbir kayıt tutulmadığı, efsanesi örtbas edilmeye çalışıldığı halde, yaz kış açan çiçekler gibi halkın gönlünde hep canlı kalmıştır.

Kadılar müftüler fetva yazarsa. 

İşte kement işte boynum asarsa,

İşte hançer kellem keserse,

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.

İşte bu mısralarda olduğu gibi davasına inanan, mücadeleden vazgeçmeyen, yürekli, onurlu bir mücadeleci, aynı zamanda ozandır Pir Sultan Abdal. Söylediği deyişler, hiçbir kayıt tutulmadığı, efsanesi örtbas edilmeye çalışıldığı halde, yaz kış açan çiçekler gibi halkın gönlünde hep canlı kalmıştır.  Sözlü gelenek onun dizelerini her daim yaşatarak ölümsüzlüğe eriştirmiştir. Dört yüz yetmiş yıllık bir geçmişten gelir Pir Sultan, konuk olur sazın tellerine oradan gönüllere. 

1551 yılında doğduğu 1590 yılında öldüğü söylenir. Hızır Paşa tarafından verilen kararla idam edilmesi, hemen herkesin bildiği söylenceyi yaratmıştır. Söylenceyi yazımın sonunda anlatacağım. Merak eden en son bölüme bakabilir.

Sivaslıdır Pir Sultan Abdal, Yıldızeli  ilçesinin Çırçır Bucağına bağlı Banaz köyünde doğmuştur.  Üç oğlu, Senem isimli bir kızı vardır. Pir Sultan Abdal ismi bazı yörelerde Pir Sultan diye geçer. Deyişlerinde asıl adının Haydar olduğunu duyarız. Alevi toplumunca yedi ulu ozandan biri kabul edilir. Yedi ulu ozanlar; Nesimi, Yemini, Fuzuli, Hatayi, Virani, Kul Himmet ve konumuz olan Pir Sultan Abdal’dır.

Pir Sultan Abdal’ın şiirleri o kadar kapsamlıdır ki, bu şiirlerinden bir dizin yapsak başka bir yazıya gerek kalmadan birçok bilgiye ulaşırız. Yaşadığı çağı, çektiği acıları, sevinçlerini, üzüntülerini, ülkede yaşanan ayaklanmaları, halkın durumunu, baskı ve zulümleri ve daha birçok şeyi öğrenebiliriz, şiirlerinden. Alevi inancındaki mitolojik ögelerle efsaneleri de buluruz bu şiirlerinde.

YAŞADIĞI DÖNEM /AYAKLANMALAR

Pir Sultan’ın yaşadığı çağ için denilebilir ki Alevi kıyımının, padişah zulmünün en koyu dönemidir. Şah İsmail Hatayi’nin oğlu Tahmasp, İran’da Safevi Hanedanının başındadır. Kanuni, 2.Selim, 3. Murat, onun yaşadığı dönemde iktidar olan padişahlardır. Bugün hiçbiri Pir Sultan kadar zihinlere gönüllere kazınmamıştır. Yiğit ölür namı kalır derler ya, nitekim doğru sözdür. Sanatçı ölür sanatı kalır. Genel olarak sanatçılardan yarattıkları  eserler kalır, Pir Sultan Abdal’dan sadece edebi şiirler, türküler değil, devrimcilik de miras  kalmıştır. Daha ne olsun. Unutmadan ekleyeyim ozanımızın yaşadığı dönemde, Hacı Bektaş dergâhında Balım Sultan oturmaktadır. Balım Sultan Osmanlıyla uzlaşık bir tutum izlemektedir. Bu yüzden o tarihte kızılbaş diye adlandırılan Anadolu Alevilerine yardım edememiştir.

Diğer yandan  Aleviler, Safevi Şahlarını, bir kurtarıcı gibi görürlerdi. Şahlar da Alevileri Osmanlıya karşı siyasi bir dayanak olarak görürlerdi. Osmanlıyla  barış anlaşması yaptıkları zaman politika gereği,  Alevilerin yanında olmuyorlardı. Bu anlaşmalarının bozulmaması için böyle bir tutum izliyorlardı. 

Uzun  zamandır, gerek Balım Sultan gerekse  Safevi Şahları yardım elini çekmişti Alevi halkından. Alevi halkı bir başına  düşmanlarına karşı yalnız bırakılmıştı. Pir Sultan bu durumu şöyle dile getirir:

Nasıl yar diyeyim ben böyle yare
Mecnun edip çöle saldıktan sonra, saldıktan sonra
Âlemin bağında bülbüller öter
Nidem benim gülüm solduktan sonra, solduktan sonra

Anadolu’nun  içler acısı halini Ali Haydar Avcı, “Bize de Banaz’da Pir Sultan Derler” kitabında şöyle maddeler:

  1. Anadolu’yu kasıp kavuran yokluklar.

  2. Toplumun üzerindeki kesintisiz süren baskı ve kıyımlar.

  3. Halkın üretiminin çeşitli adlar altındaki kaldırılamayacak ölçüde ağır olan vergiler yoluyla yağma ve talan edilmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan aşırı yoksulluk.

  4. Sultanın kulları sayılan toplumun sürekli sonu gelmez seferlere götürülmesi ve gidenlerden çoğunun geri gelmemesi.

  5. Türkmen kökenli tımarlı sipahilerin , tımarlarının ellerinden alınması.

  6. Adalet dağıtmakla yükümlü kadıların adaletsizliği ve başını alıp yürüyen rüşvet ve yolsuzluk.

  7. Bitmek bilmeyen sıkıntılardan bunalan toplumun devlet idaresinden hoşnutsuzluğu. 

“Bana gül diyorlar

Ağlamak şadıma düştü neyleyim

Ellerin çiçeği allı yeşilli

Şu benim çiçeğim soldu neyleyim”

Şu yedi maddeyi bir daha okursak, çoğunun zamanımıza ne kadar da uyduğunu görürüz, hissederiz, hatta yaşarız değil mi!

Okurlarımızın dikkatinden kaçmış olabilir belki, beşinci maddede söz konusu edilen tımarlı sipahi ne demek, onu anlatayım. Tımar: toprak sahipliği demektir. Tımarlı sipahi toprak sahipliği yapıp, halktan vergi toplayarak geçinirler. Asker olmak, asker yetiştirmek gibi görevleri vardır. İşte Türkmenlerden bu yetkinin ellerinden alınması onların yoksullaşmasına neden olmuştur.

Bir yerde baskı varsa orada tepkinin olması kaçınılmazdır. Pir Sultan’ın yaşadığı dönemden önceki büyük ayaklanmalar, Osmanlı İmparatorluğunu epeyce  korkutmuştur. Tarihe damga vurmuş bu isyanları kısaca sıralayalım, Ali Haydar Avcı’dan izin alarak:

  1. Şah Kulu Baba Ayaklanması- 1511

  2. Nur Ali Halife Ayaklanması- 1512

  3. Bozoklu Şah Celal Ayaklanması- 1518

  4. Şah Veli Ayaklanması -1519

  5. Süğlün Koca-Baba Zünnun Ayaklanması -1526

  6. Zünnunoğlu Halil Ayaklanması -1527

  7. Kalender Çelebi Ayaklanması-1527

Türkmen halkını yaşadığı dramlar ozanın yüreğini etkilemişti. O âşık olarak cem yürütmüş,  halkı eyleme çağırmıştı. 

Uyur idik uyardılar

Diriye sardılar bizi

Koyun olduk söz dinledik,

Sürüye saydılar bizi.

İsyanlara baktığımızda halkın hiç de koyun olmadığını görüyoruz. Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Maraş, Toroslar, Manisa, Kütahya, Burdur, Ankara gibi yörelerle birlikte bütün bir Anadolu katılmıştır ayaklanmaya. Aleviler ağırlıkta olmak üzere, Osmanlı yönetiminden huzursuz diğer halkların da bu ayaklanmaya katıldığı görülür. Ancak bütün bu isyanların başarısızlığa uğraması sonucu, Türkmenlerin kuş uçmaz, kervan geçmez yerlere, dağlık sarp kayalıklara kaçtıkları görülür. Bugün dahi dağ köylerinin çoğu Alevilerden oluşur. Düzlük köyler de ise Sünniler egemendir. 

Yeri gelmişken şunu belirteyim, Alevi denince akla sadece Türkler gelmemelidir. Kürtlerden,  Araplardan azımsanmayacak ölçüde Aleviler vardır. Yine Balkanlar’da Makedonya, Yugoslavya, Arnavutluk gibi ülkelerde Bektaşi topluluklar vardır. Kızılbaş, Alevi, Bektaşi kavramları ise hemen hemen aynı anlamı taşır. Kavramlardaki detayları anlatmak bu yazının kapsamını aşacağı için, ayrıntıya girmeyeceğim. 

Yukarıda sıraladığım kalkışmalardan, Bozoklu Şah Celal ayaklanmasının tarihte ayrı bir  vardır. Amasya, Tokat, Zile ve Sivas dolaylarında çıkan ayaklanma Şah Celal liderliğinde olmuştur. Ancak Şah yenilince kafası kesilmiş, kesik baş İstanbul’a götürülmüştür. Kılıçtan kurtulabilenler ise Safevi topraklarına kaçmıştır. İsyanı  başlatan Şah Celal’in adından dolayı, Anadolu’da yapılan tüm isyanlar “celali isyanları” olarak adlandırılacaktı.

PİR SULTAN’IN DEYİŞİNDE YER ALAN ŞAH KİMDİR?

“Hızır paşa bizi berdar etmeden

Açılın kapılar Şah’a gidelim

Siyaset günleri gelip yetmeden

Açılın kapılar Şah’a gidelim.”

Bu güzel dizelerdeki Şah’ın anlamı, iyilik, doğruluk, adaletli düzen, insana değer vermeyi simgeler. Dualara “Bismişah”la başlanması arzulanan dünya özlemi nedeniyledir. Çoğu kez de kişi üzerinde anlam yüklenerek anılır.  Şahım diyerek kurtarıcı aranır. Pir Sultan demelerini (Anadolu’da deyişe “deme” dendiği de olur) Şah’a hitabını, Şah Hatayi ve Şah Tahmasp için yapmıştır. Yavuz Selim’in  karşısında olması ve mezhebinin Şii olmasıyla, Şah Hatayi, Anadolu Alevilerinin sempatisini kazanmış, umudu olmuştur..

Pir Sultan demelerinde Şah’ı çağıra dursun, mücadeleye devam eder. Başka seçeneği de yoktur zaten. 

Gelin canlar bir olalım
Münkire kılıç çalalım
Hüseyn'in kanın alalım
Tevekkeltü Taalallah

Diyerek çağırır halkını yürüyüşe! Cemlerde deyişleriyle coşa getirir insanları. Pirlere ulaklık eder aynı zamanda. Yalnız alevi halkı değil ezilen herkes katılır isyana. Büyük başarılar kazanılır, sancaklar ele geçirilir. 

Ne yazık ki dövüşenlerin içinde, dönekler de vardır, muhbirlerde. Nitekim kendisini gizlendiği yerden haber veren, bir ispiyoncu yüzünden yakalanır. 

“Urganım çekildi sığındım dara

Üstüme döküldü ağ ile kara

Muhbirin üstünde çıralar yana

Erler himmet edin ben gidiyorum”

Diye şiirleştirir yakalanmasını Pir Sultan. Yazının başında da dediğim gibi Büyük Ozan her halini dizelere dökmüştür. 

ALİ BABA 

Pir Sultan Abdal’ın yakın arkadaşıdır Ali Baba. Her derdini onunla paylaşır, onunla halleder. Ahiret kardeşi, yol kardeşi olmuşlardır. Yani musahiptirler. Musahip, Alevi geleneğinde birbirine seven  iki arkadaşın, cem de pir huzurunda kardeş olması demektir. Bu kardeşlik aileleri de kapsar. İki musahip bu anlaşmadan sonra birbirlerini ve ailelerini korur, kollarlar. Eşler çocuklar bacı kardeştir artık. Kurala göre musahip olacak kişilerin  ekonomik durumları, yaşları, sosyal statüleri birbirlerine yakın olmalıdır. Örneğin; dede ile talip birbirine musahip olmaz, yaşı atmış olanla, yirmi olan yol kardeşliği yapamaz.   

Rivayete göre Pir Sultan’la Ali Baba musahiptir. Ancak Pir Sultan tutsak edildiğinde onun yanında olamaz. Gözünün önünde gerçekleşen, bizzat tanık olduğu zorbalıklar, akan kanlar, kesilen boğazlar gözünü korkutmuştur Ali Baba’nın.

 Pir Sultan herkes tarafından taşlanırken, kardeşliği Ali Baba ona gül atar. Bu gül öyle bir  güldür ki, türküsü çalınır yüzyıllarca, 

Şu kanlı zalimin ettiği işler

Garip bülbül gibi zareler beni

Yağmur gibi yağar başıma da taşlar

İlle dostun bir tek gülü yâreler beni.

Gül atma söylencesi Hallacı Mansur söylencesini hatırlatır bana. Orada da Hallac idama giderken  taş yağmuruna tutulur. Arkadaşı Şibli kıyamaz ona, varmaz eli taş atmaya,  gül atar. 

Gerek  Ali baba, gerekse  Şibli, dostunun yanında olamaz. Olsalar ipin ucu pahalı, gidecektir kelleleri. Öyle olsaydı eğer,  Ali Baba olurdu :” Pir Ali”, Şibli olurdu:  “Hallacı Şibli”, yani anılırlardı her daim. Oysa tarih bedel ödeyenleri anar, bedel ödeyenleri yazar deftere. 

HIZIR PAŞA  VE PİR SULTAN ABDAL SÖYLENCESİ

Pir Sultan’ın meşhur rivayetinde Hızır Paşa’dan bahsedilir. Yalnız burada genç okuyucularım yanılmasın. Söylencede adı geçen Hızır; dar zamanda yetişen,  kurtaran, yardım eden Hızır değil, bizzat cana kıyan Hızır’dır. 

Biz en iyisi söylenceyi anlatalım da, daha fazla sizi sıkmayalım değerli okurlar.

 Pir Sultan Abdal, Sivas’ın Banaz köyünde dergâh piridir. Hızır Paşa onun kapısında bir kuldur. Pir Sultan’ın dergâhında çile doldurur. Belli bir zaman sonra, hocasından aldığı eğitimle olgunlaştığını düşünür. Pir Sultan’dan feyz alarak İstanbul’a gitmek istediğini söyler. Pir Sultan cevaben;

”Hızır paşa sen İstanbul’a gidince, Sivas’a Vali olursun. Sonra beni astırırsın” . 

Belli ki Pir Sultan, Hızır’ın kalbinin temiz olmadığını sezinlemiştir.  Hızır, 

“Olur mu hiç pirim!  İnsan hiç ekmek yediği, bilgi alıp yetiştiği yere ihanet eder mi?”

 Hocasının onayını ister gitmek için. Pir Sultan bilir Hızır’ı durduramayacağını ve başına gelecekleri. “Git” der Hızır’a, “Git yolun açık, kalbin temiz olsun”. 

Hızır giderken dergahın bahçesinden gül koparmak ister. Fakat bir türlü koparamaz gülü. Cebinden bıçağı çıkarır, vurur gülün dalına kesemez. Pir Sultan balkondan onu izliyordur.

“Güze âşık cevrimizi çekemezsin demedim mi

 Bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin demedi mi.

Sözleri dökülür dudaklarından. Hızır Paşa gider. Yıllar yılları, aylar ayları kovalar. Duyulur ki Hızır mevki atlamış hem de en yükseğine. Vali olmuş Sivas’a. Gün dönmüş devran dönmüş. Bir zamanlar piri olan Pir Sultan hakkında kötü sözler duymuş, paşalar cenahından. Halkı vergi vermemeye, isyana teşvik ediyormuş. Hızır paşa bu “haddini bilmez” pirin haddini bildiresiymiş. Hızır paşa padişah yalakası, düzen bekçisi, hak yiyici. Çağırmış pirini ayağına. Pir Sultan kızmış önce “müridim beni  ayağına çağırdı” diye. Gitmiş Banaz’dan Sivas’a, çıkmış Hızır Paşa’nın karşısına.

Hızır Paşa sorgulamış eski mürşidini halkı galeyana  getiriyor, Devlet-i Aliye karşı geliyor diye. Pir Sultan yiğit ve  cesur yürekli, kızmış bağırmış, Hızır Paşa’yı haram yedi diye. Demiş ki;

 “ Senin sofranın yemekleri haram doludur, ben oturmam sofrana. Beni bırak ve dahi köpeklerim yemez senin yemeklerini!”  

Çağırmış köpeklerini, koymuş sofradan et kemik parçalarını önlerine, hakikaten de yememiş köpekler hiçbirini. Hızır rezil olmuş tabii. Attırmış pirini zindana . Pir Sultan durur mu,

“Pir Sultan Abdal’ım ey Hızır paşa

Gel gör ki neler gelir sağ olan başa

Hasret koydu bizi kavim gardaşa

Ey kâtip benim halim şaha böyle yaz”

diyerek dört yüz yetmiş yıl söylenecek deyişini mırıldanmış. Hızır paşa zindanda yatan Pir Sultan Abdal’a bir şans daha vermek istemiş. (iyi tarafına gelmiş zaar). 

Huzuruna tekrar çağırmış. Pirim  demiş; “Senden öğrendim ne öğrendiysem, beni okuttun yetiştirdin, sayende Sivas’a vali oldum. Bana bir şiir söyle, ama içinde zinhar “şah” sözcüğü geçmeye. “ Şah o dönemde Alevi toplumunun ümit bağladığı kişidir. Pir Sultan öyle bir deyiş söyler ki neredeyse her dize de “şah” kelimesi geçer. 

Hızır Paşa bizi berdar etmeden,
Açılın kapılar Şah'a gidelim,
Siyaset günleri gelip çatmadan,
Açılın kapılar Şah'a gidelim.

Böyle böyle diyerek Hızır Paşa’yı kızdırmış. Ve Paşa da onu idama mahkum ettirmiş. Derler ya,  bilge kişiler ileriyi görür diye. Pir Sultan da bir zamanlar öğrencisi olan Hızır’ın kendisini astıracağını bilmiştir. Kehanet acı bir şekilde gerçek olmuştur. Koca Pirin ölümüne kimse inanmaz, arkasından yana  ağıtlar dört kıyıyı tutar.

“Uzundur uzundur dedemin boyu
Yıldızdır yaylası Banaz'dır köyü
Yaz bahar ayında bulanır suyu
Sularda ağlaşır Pir sultan deyi”

Derler ki; Pir Sultan bir değil,  birçok yerde yaşar. Pir Sultan ölür dirilir. 

İş bu anlattıklarım, doğrudur yanlıştır, gerçektir sahtedir, rivayettir mitolojidir hiç fark etmez. Gerçek olan bir şey var ki, halkın yarattığı koca bir destan yaşamaktadır.  Ezilenlerin, sömürülenlerin dilinde, direnişin, teslim olmamanın türküsü olarak.

Kaynaklar:

Ali Haydar Avcı, Bize de Banaz da Pir Sultan Derler, Barış Kitap Yayınları.

Hamza Aksüt, Belgelerle Pir Sultan, Hamza Aksüt 

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Hacı Bektaş Veli: Bir olalım, iri olalım, diri olalım.
    Hacı ismi, çarpıtıldığı gibi Kabe’ye gittiği için değil, Bektaşiliğin Sünniliğin bir kolu haline getirmek için uydurulmuştur. Gerçek lakabı Hace’dir. Farşca “bilge” anlamına gelmektedir. Hacı Bekdaş’ın Kabe’ye gittiği de yalan haberdir.…
  2. 8 Mart: 129 kadın işçi boşuna mı öldü! Hayır!
    Bu vahim durumda kadının varlığı tehlike altındadır. 1850’ li yılların kadını ücret çilesinde iken, bugünün kadını hem yoksulluk derdindedir, hem de canının derdindedir. Kadın cinsini koruyacak en önemli unsur olan,…
  3. Güzellik
    Güzellik
    15 Şubat 2021
     Tarih, pandemi ayları, büyük işsizlik günleri.. Çocuğunu teyzesine bırakarak intihar eden çift, Boğaziçi öğrencilerinin direnci, kadın cinayetleri... Bunca üzücü konular arasında biraz rahatlatıcı konu seçtim değerli okurlar. Okurken bilgilene, bilgilendikçe…
  4. Harem'deki acı yaşamlar
    624 yıl süren bir imparatorluk. Dünyaya meydan okuyan, güneş batmayan hükümdarlık. Kuşkusuz ulu devlet olmak için çok masumun canı yandı, çok göz yaşı döküldü. Tarihin gözü kör değil ya, yazdı…
  5. Kırklar Cemi mitolojisi
    Kırkların empati duygusunu sonuna kadar hissetmeleri mitolojinin ana konusudur. Aslında dünya kurulalı beri yaşanan onca haksızlığa karşı, yaratılan, işaret edilen, bir erkandır. Dünya nimetlerinin adil ve eşit şeklide paylaşılması meselesi,…
  6. Salgın Hastalıkların seyri
    Tarih her zaman kralların kraliçelerin tarihi değildir. Tarih aslında; halkların ne yaptığı, nasıl yaşadığıyla ilgilidir. Bu anlamıyla salgın hastalıklar; insanlık yolculuğuna rastgelen, onu tökezleten en büyük barikatlardan biridir.  Sizlere;  yaşamakta…
  7. Üniversiteli İşsizler
    Üniversiteli İşsizler
    15 Aralık 2020
    'İşsizlik her daim korkulu rüyası olmuştur insanlığın, oysa çaresi çok kolaydır. Esas neden tabiat ananın bolca sunduğu nimetlerin hakça paylaşılmamasıdır. Yoksulluksa, bu belanın ikiz kardeşidir.' “«Babam neden kapattı dükkanını? Ve…
  8. Fuzuli / Şekspir, Leyla ile Mecnun / Romeo ve Juliyet
    Fuzuli ile Şekspir iki büyük şair. Fuzuli 1556 yılında öldükten sekiz yıl sonra Şekspir doğmuş. Biri Doğunun insanını selamlamış diğeri Batının.  FUZULİ Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı Felekler…
  9. İnsan
    İnsan
    17 Kasım 2020
    Doğada bulunan yüz binlerce canlının, hayvanın zekasını, yeteneklerini, duygularını bir beyinde toplayan mucizevi yaratık. DOĞRU OLDUM DOST BULAMADIM EĞRİ OLDUM OYNAŞ BULAMADIM Tokat yöresinde çok söylenen bir atasözü. İnsan; çözülmesi…

ANALİZ

ANALİZSon HDP Operasyonu ve Muhalefet / Mehmet Özgen

Son HDP Operasyonu ve Muhalefet / Mehmet ÖzgenHDP'nin 2014-2015 MYK'sı tutuklandı.. Saraydan talimat alan savcının gerekçesi Kobani protestolarına dayanıyor.…