Demokrasi Konferansı; Yeniden Kuruluş İçin Halkçı Bir Seçenek Öneriyor

Çetin Ali Nergis

10 Temmuz 2021
Demokrasi Konferansı;  Yeniden Kuruluş İçin Halkçı Bir Seçenek Öneriyor

Demokrasi Konferansı’nda da dile getirilmiş ve yıllardır mücadele alanlarında büyütülmüş özlemlerin Türkiye’sini inşa edecek bir Demokrasi Hareketi için çalışmak bugünün devrimci görevidir.

24 Haziran günü İstanbul’da toplanan Demokrasi Konferansı’nda Demokratik Bir Türkiye için kısa bir program sunuldu. 21 alanda oluşturulan çalışma gruplarının kendi sorunları üzerinden geliştirdikleri taleplerle, “Bu Ülkenin Geleceğinde Bizim de Sözümüz Var” denildi.

Demokrasi Konferansı’nın bu yoldaki önemli bir ilk adım olacağı, esas zorluğun ise bundan sonra başlayacağı biliniyor. Var olan eksikliklerin bundan sonraki süreçte tamamlanmasının, konferansın, “birlikte mücadele” hedefinin, tüm toplumsal muhalefeti kapsayacak şekilde genişletilebilmesinin, kapsamlı tartışmaları, özel çabaları gerektirdiğine kuşku yok.

Demokrasi Konferansı Neyi Amaçlıyor?

Demokrasi Konferansı düşüncesini Türkiye gündemine sokan ve konferans çalışmalarında aktif olarak yer alan Rıza Türmen, açılış konuşmasında konferansın amacını özetle şöyle açıklamıştı; Türkiye’yi yöneten otoriter rejim, hak taleplerinin ileri sürüleceği kamusal alanı iyice daraltmıştır. Konferansın amacı, “bu kanalları açarak, bütün hak taleplerini bir demokrasi programı çerçevesinde birleştirmek ve ülkeyi, toplumu yeniden inşa edecek bir demokrasi hareketi başlatmak” .

Gerek konferansın esas mimarı olan Demokrasi İçin Birlik tarafından daha önce yayınlanmış belgelerde, gerekse 220 bileşenli (1) Demokrasi Konferansı’nın sonuç belgesinde (2), saray rejimi tarafından bozulmuş olan toplum düzeninin yeniden inşası için halkçı bir seçenek oluşturulmasına ve sonrasında da yeni bir anayasanın yapılmasının gerekliliğine işaret ediliyor.

Demokrasi konferansı hazırlık çalışmaları boyunca, bileşenler tarafından bu amaçlara nasıl ulaşılacağına dair planlı bir tartışma yapılmadığı gibi, bunun sonucu olarak, sonuç bildirgesinde de bu konuya değinilmedi.

Ancak bu amaçlara ulaşılması için gereken koşullara işaret eden sonuç bildirgesindeki şu cümleler üzerine tartışmak, konunun açılmasına yardımcı olabilir;

“Bu ülkede barış içinde, adaletli, eşit, özgür bir yaşam sürmek istiyorsak, başarmamız gereken bütün zenginliklerimizle, bütün farklılıklarımızla, hayallerimiz, umutlarımız, zorbalığa karşı direnme geleneğimizle, bir an bile vazgeçmediğimiz mücadelemizi birleştirmek, halkın demokratik kurucu gücünü ortaya çıkarmaktır”

Birleşik Mücadele Bir Zorunluluk İse

Birleşik bir mücadelenin zorunluluğu, her alanda vurgulanıyor. Bu, aynı zamanda her alanda, ortak sorunlara sahip olduğumuz halde ayrı olduğumuzun, dağınık olduğumuzun da bir ifadesi oluyor.

Parçalanmışlık dediğimizde, sadece siyasi olarak çok sayıda örgütün varlığından söz etmiyoruz. Ne kadar siyasi örgüt varsa, mücadele alanlarında da benzer sayıda birbirinden ayrılmış inisiyatiflerden de söz etmek mümkün. (3)

Örgütlerin birleşmesi, yeni bir parti ya da platformda birleşmesinden de söz etmiyoruz. İhtiyacımız olan; en temel konularda ortak çalışma grupları oluşturmak, sorunları yaşayanların doğrudan özne oldukları geniş birlikler oluşturmak. Mesela Birleşik Bir Emek Cephesi en önemli bir ihtiyaç olarak ortada duruyor. (4)

Eğer bugün, Demokrasi Konferansı sürecine katılmamış olanlar da dahil olmak üzere herkes birleşik bir mücadelenin zorunluluğundan söz ediyorsa, bu durumda her örgüt aynı zamanda niçin bunun için çaba göstermediğini, ya da gösteriyorsa, önüne çıkan engelleri açıklıkla ortaya koymalıdır.

Mücadele Alanlarında Birleşik Mücadeleyi Kurabilmek

Her ayrı alandaki birleşik mücadeleyi kurabilmenin yolu, o alandaki siyasi örgütlenmelerin birleşik mücadelesi için çalışmaktan değil, o mücadele alanında yer alan, sorunların doğrudan muhatabı olan kişilerin birlikte hareket edebilmesini sağlamaktan geçiyor. Yani bugünün önemli bir ihtiyacı; sorunları yaşayanların, birer özne olarak kendi yaşamları ve yaşam alanları hakkında karar verebilmelerini sağlayabilecek süreçlerin ve buna uygun örgütlenme biçimlerinin yaratılmasıdır. Bu bazen, yereldeki bir sorun, bir işyerindeki hak mücadelesi olabileceği gibi, bazen de örneğin “HES’ lere HAYIR” gibi bir başlık altındaki bir kısım yerellerin birliğini, emeklilik yaşı gibi bütün çalışanları, İstanbul Sözleşmesi gibi tüm kadınları kapsayan bir başlıkta bütün bir dinamiği harekete geçirebilecek biçimde de olabilir.

Peki, bu alan örgütlenmelerinde siyasi yapıların yeri ve rolü nedir? Her biri zaten bu alanlar içinde örgütlenme ve mücadele içinde bulunan bu örgütlerin bu faaliyetleri ile alanların birleşik mücadelesini yaratma düşüncesi arasında nasıl bir bağ kurulacak? Biri, diğerinin karşıtı haline gelmeden bu süreç nasıl geliştirilecek?

Tüm örgütlerin -farklı tanımları olsa da- birleşik mücadeleyi kuramsal olarak benimsediklerini ve buna ilişkin çağrılar yaptıklarını biliyoruz. Bütün bu alanlarda faaliyet gösteren siyasi yapılar, çabalarını kendi öz örgütlenmelerini geliştirmekle sınırlamayıp, hatta esas olarak bu alanlardaki ortak hareketi geliştirmek ve inisiyatifi doğrudan o alanın sahiplerinin elinde olacak biçimde bir örgütleme perspektifine sahip olduklarında başarıya ulaşabiliriz. Aksi takdirde, bu parçalı dağınık halimizle sermayenin, savaştan nemalanan çeteci düzenin, gerici, eril iktidarın ve tüm bunların günümüzdeki temsilcisi Saray iktidarının saldırıları karşısında başarısız kalmaya mahkum olacağız.

Demokrasi Konferansı, 21 alanda birçok örgütü yan yana getirerek, birlikte çalışma ve buradan alacağı güçle yan yana yürümenin imkanlarını yaratabilecek bir ilk adımı attı. Yürünecek yolun zorluğu ve solun tarihsel ve güncel yapısal sorunları karşısında bu adım çok küçük görülebilir. Üstelik hala birçok örgütlü güç bu çalışmanın dışında, var olanların bir kısmı ise yeterince içinde değilken. Ancak her şeye rağmen bu zemin şu dağınıklığımız içinde kıymetli bir fırsat olarak önümüzde duruyor. Geliştirmek bizim ellerimizde.

Madem ki, faşizmi alt etmek için birlikte olmak, birleşik bir mücadele zemini geliştirmek gerekiyor, bu durumda, her alanda etkisini gösterecek ortak bir çaba içinde olmalıyız. Yeni bir dil, yeni bir siyaset anlayışı ve bize hiç de yabancı olmayan dayanışmacı bir anlayışla, sorunların çözümü için el ele verebiliriz. Bugün solda eksik olan bu iradi çabadır. Halkın demokratik kurucu gücünü ortaya çıkarmaktan söz ediyorsak, öncelikle kendi iradi yanımızı ortaya koymak zorundayız. Halkın soldan, devrimcilerden beklentisi de bu yöndedir.

Alanların Birliği; Birleşik Toplumsal Mücadele

Mücadele alanlarında ortak çalışmaların geliştirilmesi her bir alan için önemli bir kazanım olacaktır. Ancak esas ihtiyacımız, bütün bu alanların birlikte mücadelesini sağlayabilecek bir iktidar perspektifi ile hareket etmektir. Bu ise siyasi bir irade gerektirir.

Demokrasi Konferansı, yeni bir siyasi örgüt olarak ortaya çıkmadı. Böyle bir iddiası da yok. Yukarıdan aşağıya örgütleyen bir merkez olmayı değil, tersine halkın doğrudan öznesi olacağı, aşağıdan yukarıya bir hareketin inşasını mümkün kılabilecek düşüncenin oluşması ve yerelden olgunlaşması için çalışmayı hedefliyor. Bundan sonra atılacak adımlarla bir “Demokrasi Hareketi” nin yaratılması ve bu hareketin halkın kurucu iktidarını ortaya çıkararak bir kurucu inisiyatife dönüşebileceği fikri, bu çalışmayı farklı ve önemli kılıyor.

Konferans çalışmalarının bundan sonraki adımlarının toplumsal beklentiye uygun olmasını istiyorsak, bu aynı zamanda çalışmaların tutarlılığı açısından da böyle olmak zorundadır; bu inisiyatifin, yine yayınlanmış olan metinlerde de işaret edildiği gibi aşağıdan yukarıya bir halk örgütlenmesi içinden doğmalıdır. Konferans Sonuç Belgesi, bu çalışmanın sonlandığının değil, tersine yeni başlamakta olduğunun ifadesidir ve tüm bileşenler açısından bağlayıcı niteliktedir.

Konferans sırasında değişik mücadele alanlarının birliği için ortaya konan irade önemlidir. Bununla da kalınmamış, bu alanların birlikte mücadelesi yönündeki istek de dile getirilmiştir. Birbirinden ayrı olarak devam eden bu mücadele alanlarının bir büyük toplumsal hareket olarak birliğini sağlamak, kendinden fazlasına tekabül eden bir büyük potansiyelin ortaya çıkmasını sağlayabilir.

Tüm dinamiklerin buluştukları ortak zeminlerden biri de, yerleşim alanlarıdır. Büyük oranda kentlerde, bir ölçüde kırda yerleşmiş olan nüfusun yaşam alanlarından söz ediyoruz. Bugün kentler, iktidar biçimlerinin tüm yönleriyle yaşandığı, sömürünün ve el koyma şeklinde gerçekleşen talanın gündelik hale getirildiği bir zemindir. Günümüzde, özgürlük mücadelesinden emek mücadelesine, hak ve adalet arayışından ekoloji mücadelesine, kadın özgürlüğünden çocuk haklarına, eğitim, sağlık ve diğer bütün alanlardaki mücadelelerin bir bütün olarak yaşandığı yerellerde mücadeleyi birleştirmek kolay olmasa da, hareketin ivme kazanmasında önemli bir rol oynayabilir. Bu anlamda, Demokrasi Konferansı’nın yerel ölçekte yaygınlaştırılması kararı önemlidir.

Halkçı Bir Seçenek Olarak Demokratik Cumhuriyet

Ekmek, Adalet ve Özgürlük talepleri, ancak demokratik bir Türkiye hedefiyle birleştirildiğinde anlam kazanır ve bu talepler ve daha fazlası “Demokratik bir Cumhuriyet” te gerçekleşebilir.

Demokratik Cumhuriyet talebi, tek adam diktatörlüğü olarak vücut bulmuş olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne karşı bir alternatiftir. Bugün Millet İttifakı’nın iki büyük partisi CHP ve İyi Parti’nin, Güçlendirilmiş Parlamenter  Sistem şeklinde ifade ettikleri, bir ölçüde önceki sisteme dönüş anlamına gelen önerileri karşısındaki “halkçı seçenek” tir.

Önemli olan, bu seçeneğin, halkın benimseyeceği ve sahip çıkıp, uğrunda mücadele edebileceği bir biçimde ifade edilebilmesi ve bir demokrasi programı ile tanımlanmasıdır. Demokrasi Konferansı, aşağıdan yukarıya örgütlenme ilkesi ile mevcut siyasi merkezlerin dışında farklı bir örgütlenme modelini ortaya koyarak, bu konudaki ilk adımı atmış oluyor. Bundan sonraki adım, mücadele alanlarında, halkın içinde bu düşüncenin tartışılması ve her yerde, “ne tek adamın diktatörlüğü, ne de devlet partilerinin sultası, doğrudan halkın iktidarı” talebini yükseltecek siyasi bilincin yaratılması olmalıdır.

Yerel Ölçekte Örgütlenme, Halk İnisiyatifini Geliştirebilir.

Demokrasi konferansına katılmış olan bileşenlerin çoğunluğu kendini solda tanımlayan örgütler, gruplar ve bireyler.  Bu toplam, bugün Saray rejimine karşı mücadele eden güçler içinde de önemli bir ağırlık taşıyor. Ancak, aynı oranda doğrudan bir toplumsal temsiliyete karşılık geldiğini söyleyemeyiz. Kaldı ki, konferans sürecine dahil olmuş olan örgütlerin, bütün bu süreci, üyeleri ile birlikte ne kadar içselleştirdikleri, tabanlarını mevcut çalışma alanlarına ne kadar dahil edebildikleri ayrı bir tartışma konusudur. İşin henüz başında olunması bu yetersizlikler için mazeret olabilse de 21 ayrı alanın güçlendirilmesi, bu alanlarda bizzat mücadele edenlerin yan yana gelmesi ile mümkün olabilir.

Toplumsal bir uzlaşma anlamına gelen yeni bir anayasa yapmak ve bu anayasa çerçevesinde yeni bir toplum inşa etme iddiası sadece solda değil, bugünkü soygun ve çete düzeninin devamından çıkarı olan bir avuç azınlık dışında kalan çok geniş bir halk kesimi içinde çalışma, tartışma ve uzlaşmayı gerektiriyor. Bunun anlamı ise tüm alanlarda yerel ölçekten başlayarak yurt çapında aşağıdan yukarıya doğru bir halk hareketinin örgütlenmesidir.

Bu Başlangıca Sonuç Olarak

Türkiye’nin Yeniden Kuruluşa ihtiyacı var. Önümüzdeki soru, Bu kuruluşu kim gerçekleştirecek?

Demokrasi Konferansının metinlerinde ve ayrıca bütün süreç boyunca yapılan açıklamalarda, halkın, siyasetin nesnesi değil, öznesi olmasının gerekliliği vurgulandı. Yani bugünün siyaset halk ilişkisine bir itirazdan söz ediyoruz. Bu itiraz, sadece burjuva siyaseti ile sınırlandırılmamalı, solu da içine alacak biçimde siyaset alanındaki tüm özneler hesaba katılmalıdır. (Burada sol dediğimizde, sosyalistlerden söz ediyoruz.)

Ekonomisi ve tüm kurumları ile birlikte büyük bir çöküş ve çürüme yaşayan bu düzenin yerine, bundan öncekini ya da onun ıslah edilmiş olanının bir çözüm olarak sunulmasına razı olamayız. Demokrasi Konferansı’nda da dile getirilmiş ve yıllardır mücadele alanlarında büyütülmüş özlemlerin Türkiye’sini inşa edecek bir Demokrasi Hareketi için çalışmak bugünün devrimci görevidir.

Her ne gerekçe ile olursa olsun hiçbir yurttaş bu görevden geri duramaz. Türlü gerekçeler öne sürerek bu görevden kaçınmanın bir tek anlamı olur, o da; kendi statükosunu koruyarak millet ittifakının sağlayacağı umut edilen düzene razı olmaktır.

Bu duruma düşecek Sosyalistler açısından ise bu telafisi mümkün olamayacak büyük bir hata olur. 

--------------------------------------------------------------------------

(1)   Bileşenler için ; https://demokrasikonferansi.org/bilesenler/

(2)   Demokrasi Konferansı sonuç bildirgesi ve kısa program için : https://demokrasikonferansi.org/

(3)   Daha anlaşılır olması için; mesela, emek alanında, emekçilerin ortak sorunları etrafında onları bir araya getiren bir yapılanma yok. Emek alanında örgütlenmiş yapılanmaları inceleyecek olursak, her birinin “sınıfın birliği temelinde bir hedef” ten ziyade, siyasi örgütlerin işçi örgütlenmeleri temelinde faaliyet sürdürdüklerini görebiliriz. Aynı iş kolunda birden fazla sendika varken ve aralarında kendini solda tanımlayan sendikalar da olduğu halde, herhangi bir iş kolunda biraz güçlenen bir grup, kendi sendikasını kurmayı öncelikli iş olarak görebiliyor.

(4)   İşçi sınıfının politik birliğini sağlamak için emek cephesini inşa etmek, kurtuluşun emekçi sınıfların iktidarıyla geleceğine inananlar açısından birincil görevdir. Bu cephenin kurulması, bugünkü faşizm koşullarında kaçınılmazdır da. Çünkü demokrasi mücadelesini sonuna kadar götürebilecek sınıf, işçi sınıfıdır.

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Gerici Kuşatma Karşısında Sanatın ve Sanatçının Sorumluluğu
    Tiyatro, ortaçağ Avrupa’sında uzun bir süre feodal devletlerin iktidarının en büyük gücü, kilisenin kontrolünde varlığını sürdürebilmişti. Bugün de insanları yurttaşlık bilincinden uzaklaştırıp, ümmet haline getirmeye ve ortaçağ karanlığına geri götürmeye…
  2. Shakespeare'in Kralları'ndan Bugüne...
    Tiyatronun anlattıkları hayatın kendisidir. Shakespeare’den izlediklerimiz zaman ve mekan kavramını aşan, her devrin çağdaşı, evrensel bir gerçekliğin hikayesidir. Zorbalığın iktidarı biçim değiştirse de her dönemde aynı yol ve yöntemlerle karşımıza…
  3. Kim Bu ADAM'lar ?
    Kim Bu ADAM'lar ?
    8 Eylül 2020
    12 Eylül 1980 Darbesinin 40ncı yılında Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği, Ayrımcılığa İtiraz Ediyoruz, Darbelerle Ayrımsız Hesaplaşılmalıdır başlığı ile bir kampanya başlatıyor. ADAM-DER, yani Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği. 12…
  4. Saray Rejimi, Salgın Felaketini Büyütüyor
    Corona Salgını bir kez daha gösterdi ki; Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetimindeki Türkiye, bir felakete doğru sürükleniyor. Tek adam yönetimi, ülkede kutuplaşmanın, hukuksuzluğun ve zaten bir sistem sorunu olarak var olan,…
  5. AKP Yönetiminde; Sosyal Devletten, Köleci Devlete
    Havalimanı inşaat işçileri, en doğal, yaşamsal hakları için “köle değiliz” diyerek isyan ettiler. Ne var ki, iktidarda devleti ortaçağın sultanlığı haline getirmek isteyen, milleti tebaası, çalışanları da köle gören bir…
  6. Şimdi, yeniden 'Bu Daha Başlangıç..' demenin zamanıdır.
    Önümüzdeki günler, gerçek bir demokrasiden yana olanlarla eski ya da yeni biçimiyle diktatörlüğün devamından yana olanlar arasındaki mücadeleye sahne olacak. Seçime artık saatler kaldı. Türkiye yeni gelişmelere gebe. Seçimlerin sonuçları…
  7. Umut içimizde saklı
    Umut içimizde saklı
    2 Ocak 2018
    Umutsuz yaşamak mümkün mü ? En zor anlarda bile insanın direncini diri tutan, onu ayağa kaldıran, daha iyiye daha güzele olana ulaşma arzusu ve umudu değil mi?   Politeze yazı yazmayalı…
  8.  Hayır'ı Örgütlemek
    RTE nin başkanlığının reddi ya da kabulü sonrasında demokrasi güçlerinin programı nedir? Türkiye’yi içine düştüğü bu kaostan ve yıkıcı iç savaş tehdidinden nasıl çıkaracağız? Mevcut rejimin yerine dinci faşist bir diktatörlüğün kurulmasına…
  9. Şimdi Karar Verme Zamanı!
    Şimdi Karar Verme Zamanı!
    15 Aralık 2016
    Hakkında hırsızlık iddiası olan, savaş kışkırtıcılığından dolayı uluslararası mahkemelerde yargılanması istenen, halkı birbirine kırdırabilecek şekilde nefret dili kullanan ve sıklıkla yalan söylediği belgelenmiş birini bu halkın oylarıyla “başkan” seçtirecekler!  Ne…
  10. Gülay'ın ardından..
    Gülay'ın ardından..
    27 Kasım 2015
    Yazmak istediği kitaplardan birincisi, ODTÜ’lü yıllardan başlayarak, THKO ’nun kuruluşu ve Denizlerin idamına uzanan yıllardı. 1968’leri birçok kişinin yazdığını, ancak bir kadın olarak kendisinin de ayrıca aktarmak isteğinde olduğu deneyim…
  11. Haziran Seçimleri; Türkiye Solu'nun imtihanı
    Seçimler yaklaşırken Türkiye solunda ve özellikle BHH içinde sürdürülen tartışma, solun seçimlere etkisinin yanı sıra, kendi geleceği açısından da önem taşıyor. Seçim sandığında kurulacak bir ittifak, Tayyib'in değil, halkın Yeni Türkiye'sini…
  12. Bu Feryadı Duydunuz mu: 'Babamı Öldürdüler!'
    Türkiye, sorulacak hesapların fazlasıyla biriktiği bir ülke olmadı mı hala? --Devlet gözetiminde, işçiler, kadınlar ve cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler ölüyor.   Cezaevinden yine cinayet gibi bir ölüm haberi geldi. Bu kez…
  13. Türkiye Bölünür mü?
    Türkiye Bölünür mü?
    13 Aralık 2014
    Kürdün Kürt, Türk'ün de Türk olarak, her milletten emekçi halkın kendi kimliğini gururla taşıdığı, inançlarını özgürce yaşayabildiği, ortak vatanın nimetlerini hakça paylaşan yurttaşları olmak için mücadele ettiği bir ülkede bölünme,…
  14. Soner Yalçın neye hizmet ettiğinin farkında mı?
    7 Ekim günü Kobani'de IŞID Çetelerine karşı savaşırken yaşamını yitiren Suphi Nejat Ağırnaslı için Oda TV 'de Soner Yalçın'ın “Kobani'de Ölen Suphi Nejat'ı Kim Cepheye Sürdü” başlıklı yazısı yayınlandı. Yazının…

ANALİZ

ANALİZFaşist MHP Kapatılmalıdır!

Faşist MHP Kapatılmalıdır!Bu partinin mafya liderleri ile, eski kontrgerilla artıkları ve Susurluk çetesi ile…