Özgürlük (2)

Gülüzar Özev

17 Temmuz 2021
Özgürlük (2)

Her sistem kendi insanını yaratır. Tüm kurumların örtük faaliyetleriyle, bireyin toplumsal mekanizmaya uygun davranış göstermesi sağlanır. Televizyon, basın, eğitim kurumları, kişinin  başka bir dünya mümkündür şeklinde  düşünmesini istemez. Hem üst bilince, hem de bilinçaltına pompalanan tüketim reklamlarıyla, aptal beyinler oluşturulur.   

Başın ensenden kesik gibi düşük,
kolların iki yanında upuzun,
büyük hürriyetinle dolaşıp durursun,
işsiz kalmak hürriyetiyle hürsün!”

Nazım Hikmet

Özgür olmadığı halde kendisini özgür hisseden insandan daha acınası bir durum yoktur. Bu kimseler, kendilerine olduğu kadar çevrelerine de çok zarar verirler. Hiçbir mücadelede yer almazlar ve  seçimlerde haklarını yiyen partilere oy verirler. Özgürleşme yolunun ayağa takılan taşlarıdır bunlar.

Kapalı toplumlar, geleneklerine bağlı ve bireysel özgürlüklerinin sınırlandığı toplumlardır. Türk toplumu örf ve adetlerine bağlı bir millettir. Gerçi bu özellik büyük kentlerde kısmen de olsa değişmeye başlamıştır ama genel yapı devam etmektedir. Birebir ilişkilerde, ailevi konularda,“El ne der”, “Dosta düşmana karşı”, “Elin günün içinde” endişesiyle bağımlılık hissiyatı içindedirler. Adeta başkalarına göre yaşarlar. Evlenmeyen bir kız ya da erkek mahalle baskısından kurtulamaz. Evlense ve çocuk olmasa, niye çocuk yapmadığı sorulur. Çocuk yapsa, bir tane daha yap derler. Kişilerin tercihi el âlemin derdi olur. Kızların kısa etek giymesine, erkeklerin küpe takıp saçına uzatılmasına iyi bakılmaz. Kız çocuklarına yapılan ayrım, erkek çocuklarına yüklenen sorumluluk.. Töreydi, adetti, gelenekti derken zehir olur  kişilerin hayatı. Çocuk gelinleri saymıyorum burada. Yazı uzar gider tutamam ucunu sonra.

Ötekileştirme, hoş görme ve anlama yetisinin önündeki en büyük engellerden biridir. Örneğin; Atatürk’ü nesnel değerlendiremezsiniz, Kürt halkına haksızlık yapıldığını söyleyemezsiniz, dini eleştiremezsiniz gibi gibi. Son derece sınırlı tartışma ortamında, düşüncelerinizi gizlemekten başka yol yoktur ve tutsaklığınız canınızı sıkar, içinizi acıtır. 

Feodal zamandan bu yana, özgürlükler son derece kısıtlı iken, fersah fersah kat edilen yollar ile hürriyetler kurumsallaşmış, gelişmiş, yasal bir statüye kavuşmuştur. (Desem de inanmayın!) Bu dediklerim en azından batı ülkeleri için geçerlidir. Ülkemizde de batı kadar olamasa da hürriyetler üzerine, önceki zamanlara oranla büyük gelişmişlik söz konusudur. Özellikle kadın hakları, sosyal güvenlik, emeklilik gibi birçok kazanılmış hak mevcuttur. Peki bitmiş midir hürriyet yolculuğu, menzile ulaşılmış mıdır ? Hayır! İnsan hak ve hukuku anlamında büyük bir geri sayım vardır.

Her sistem kendi insanını yaratır. Tüm kurumların örtük faaliyetleriyle, bireyin toplumsal mekanizmaya uygun davranış göstermesi sağlanır. Televizyon, basın, eğitim kurumları, kişinin  başka bir dünya mümkündür şeklinde  düşünmesini istemez. Hem üst bilince, hem de bilinçaltına pompalanan tüketim reklamlarıyla, aptal beyinler oluşturulur.   

Örneğin günde on saatini iş hayatına ayıran ve sadece pazar günleri evde olan bir kadına “Özgür müsün?” diye sorduğumuzda, “Evet özgürüm, istediğim yere gidebiliyorum, param var istediğim kıyafeti alıyorum” diyecektir. Oysa günün en değerli on saatini çalışmak için harcamıştır. Evet, bir kazak alacak parası vardır. Fakat kazak almaya zamanı var mıdır?  Ya da onun giyip sükse yapmaya imkânı! Peki, o kazağı almak için nelerden vazgeçmiştir? Sanat, edebiyat hayatının neresindedir örneğin! Özgürdür işte! Tutsaklığın en kötü yanı, kişinin tutsak olduğunu bilmemesi ve içselleştirmesidir. Hani bir adamı otuz yıl hapishaneye tıkmışlar da, çıkınca sudan çıkmış balığa dönmüş, tekrar içeri girmek istemiş ya. Onun gibi. Yıllar evvel, Muhteşem Yüzyıl filminde izlemiştim. Padişah cariyesini azletmek istemiş. Cariye azli kabul etmemiş ve Harem’de kalmak istemişti.

Buna duruma göre diyebilirim ki;  en büyük hapishane insanın beynindeki hapishanedir.

Size biraz da Alman yazar Erich Fromm’un “ Özgürlükten Kaçış” kitabından söz etmek istiyorum.

Erich Fromm, adı geçen kitapta, Kapitalizm’in insanı yalnız bıraktığını ve mülkiyet edinmeye mecbur bıraktığını söyler. Mülkiyet edinme zorunluluğu, bir süre sonra isteğe ve varoluşsallığının vazgeçilmez unsuruna dönüşür. Devam eder; “ Ekonomik dizgenin gelişmesine katkıda bulunmak, sermaye biriktirmek, insanın kendi mutluluğu ya da kurtuluşu için değil, kendi başına bir amaç olarak insanın yazgısı haline gelir. İnsanoğlu sonsuz ekonomi çarkında bir dişli haline gelmiştir. Sermayesi varsa önemli, yoksa dönen bir dişlidir o. Ama ne olursa olsun kendi dışında bir amaca hizmet eden bir dişli.

Oldukça yerinde gerçekçi saptamadır Fromm’un tespitleri. Özgürlükten kaçışı ise şöyle değerlendirir: Kapitalist düzende var olmak için, kişi emeğini sonuna kadar satar, davranışlarında ikiyüzlü olur.  Örnek; Bir doktor hastasına hep iyi, neşeli gözükmek zorundadır. Bir bankacı müşterisine şirin ve sabırlı olmalıdır. Söylemeden edemeyeceğim. Bu sözler bana bir reklamı anımsattı.  Reklamda ne kadar mutlu gözükse de “Çocuk da yaparım, kariyer de “ diyen bir kadının, anne olmanın zorlu mücadelesi, sahne gerisinde yaşadığı acılar az değildir. Ben de aynı dönemi geçirdiğim için biliyorum, resmen bir travma idi. 

Kafka’nın “Dönüşüm “ hikâyesinde ekonomi çarkının dişlisinde yer almak istemeyen Samsa böcek haline dönüşünü sömürü gerçeğinin metaforlu bir anlatımıdır.

Britanyalı filozof Bertrand Russell, “Aylaklığa Övgü “ denemesinde insanca yaşama konusunu irdeler. Çalışma sürelerinin kısaltılmasının önemine vurgu yapar. Russell’e göre” bir kimsenin sekiz saat çalışmasını savunmaya gerek yoktur, bu köle ahlakıdır. ‘Kölece ahlaka yaşadığımız yüzyılın ihtiyacı yoktur’, diyerek dört saat çalışmayı önerir. Böylece işçi geri kalan, dört saatlik zamanını kültürel faaliyete ayıracaktır. Mesai  saatlerinin dört saate inmesi sonucunda, bir yerine iki kişi çalışacak, işsizlik sorunu çözülecektir”. Russel’ın bu görüşleri henüz uygulama alanı bulamamıştır. Uygulama alanı bulması beklenemez zaten. Sömürü düzeni, bırakın dört saat mesaiyi,  robotlaşmış hayatlarda, coşkuların, sevinçlerin çoğalmasına izin vermez. O çorak toprakların bekçisidir.

MARKSİZME GÖRE ÖZGÜRLÜK

Özgürlüğün geldiği gün. O gün  ölmek yasak

Cemal Süreya

Soyut özgürlük sözcüğünün sizi aldatmasına izin vermeyin. Kimin özgürlüğü? Bu, bir kişinin bir başka kişi karşısındaki özgürlüğü değil, sermayenin işçiyi ezme özgürlüğüdür.” Bu sözlerin sahibi büyük felsefeci ve teorisyen Karl Marks’tır. Özgürlüğü emek-sermaye ilişkisi üzerinden değerlendirerek sınıfsal açıdan bakar. 

Marksist görüşte burjuva kültürüne göre tamamen ters bir özgürlük fikri vardır. Söz gelimi liberal görüşte bireyin özgürlüğü ön plana çıkartılırken, sosyalist görüşte kolektif özgürlük amaçlanır; “Herkes özgür olmadan kimse özgür olamaz.” Bir diğer ezber bozan görüş  ise, 

“ Özgürlük zorunluluğun bilincine varılması” düşüncesidir. İlk olarak Hegel tarafından keşfedilen bu düşünceyi,  Engels geliştirmiştir. Burada zorunluluktan kastedilen husus; doğa yasasının farkında olarak ve saygı duyularak hareket edilmesidir. Özel mülkiyet düzeninin özgürlüğü engellediği kabul edilir. Özgürlük, bireyin temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra gerçekleştirdiği bir etkinliktir. Kapitalizm emek ve doğa sömürüsünü temel alan yapısıyla asla gerçek özgürlüğü sağlayamaz. Kalıcı ve kapsayıcı özgürlüğü sağlayacak olan proletaryadır.  Kadının özgürleşmesi onun mutfak ve ev işlerinden kurtulmasıyla mümkündür. 

Tüm bu yazılanlar 1917 Ekim devrimiyle kısmen de olsa başarılmıştı. *Kadınlar, ekonomik özgürlüğe ve eğitime kavuşmalarıyla birlikte, eril sistemin baskısından büyük ölçüde kurtulmuştu.** Sokaklara düşen çocuklar, barınacak yer bulmuş, eğitimev e sıcak yemeğe kavuşmuştu. Boş ve anlamsız bilgi çöplüğü yerine işe yarar bilgilerle Sovyet öğrencileri donatılmıştı. Koskoca bir ülke on yılda devasa bir gelişme  göstermişti. Mütevazı ama müthiş içerikli sanat eserleri ve bilim, insanlık âleminde çok büyük bir hamle olmuştu. Şuna hiç şüphem yok ki, gelecek daha da büyük atılımlara gebedir!

Cesur Yürek filmini bilirsiniz sanırım. İngiliz işgaline karşılık İskoç halkının özgürlük savaşını anlatır. Filmin kahramanı Mel Gibson  (William Wallece) savaşta tutsak edilir. İbret olsun diye halkın önünde kendisine işkence edilir. Önder savaşçı vücudu parçalanırken “Özgürlük “ diye haykırır. Hallacı Mansur’da,“Enel hak” dediği için derisi canlı canlı yüzülecektir. Denizler halkın özgürlüğü için idama gitmişlerdi. Özgürlük bu, şakaya gelmez, uğrunda nice şirin canlar feda eder kendini.

İranlı kadın şair Ferruhzad’ın beğendiğim bir dizesi vardı; “Kuşlar ölür sen uçuşu hatırla.” Hallacı Mansur, William Wallece, Deniz Gezmiş ve daha niceleri, ölümlerinden ziyade kahramanlıklarıyla anılırlar. Kuşlar  ölmüş, bize miras uçuşlar  kalmıştır.

Özgürce yaşam dileklerimle…

--------------------------------------------------------------------

Sovyetlerdeki büyük değişimi anlatan iki güzel romanı tavsiye ederim.

*Karakalpak Kızı, Tulepbergen Kaipbergenov, Çeviren: Kayhan Yükseler, Evrensel Basım Yayın

** Kulelerde Bayraklar, Anton Makarenko, Çeviren: Nihal Şen, Evrensel Basım Yayın.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

ErichFromm, Özgürlükten Kaçış, Çeviri: Şemsa Yeğin, Say yayınları.

Ferda Keskin, Marks’ın Özgürlük Anlayışı , Sosyalist İşçi, 12 Ocak 2012.

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Yunus Emre
    Yunus Emre
    31 Ekim 2021
    Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 2021 yılını Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran yılı ilan etti. Yunus Emre’nin vefatının 700. yılı, Hacı Bektaş Veli’nin vefatının…
  2. Halide Edip Adıvar
    Halide Edip Adıvar
    8 Ağustos 2021
    “Gece, karanlık bir gece... Fakat insanın hayatında sabahı olmayan gece yoktur. Yarın bu korkunç geceyi yırtıp parlak bir sabah yaratacağız. Yalnız ışık geldiği vakit gözümüzü güneşe karanlığı gören baykuşlar gibi…
  3. Özgürlük -1
    Özgürlük -1
    29 Haziran 2021
    “Özgürlük nedir” diye yoldan geçen herhangi bir kimseye sorsanız, muhtemelen şöyle söyleyecektir: “İstediğim zaman istediğim yere gidebilmek.” Kimilerince bu kadar kolay, bu kadar basit algılanır özgürlük. Oysa bu sözcük için insanlık çok mücadele vermiş, çok kan dökülmüştür.   ÖZGÜRLÜK    (1)…
  4. Yalnızlık ve halleri
    Yalnızlık ve halleri
    16 Haziran 2021
    Yalnızlık kimine göre aman çok iyi, kimine göre aman bıktım halleri. Çok iyi diyen de var yalnızlık için, çok kötü diyen de. Cenneti kimilerinin,  kimlerinse cehennemi. Yani bilmeyen yok, yalnızlığın…
  5. Zabel Yeseyan
    Zabel Yeseyan
    3 Haziran 2021
    1915 yılına gelindiğinde, Ermeniler için büyük kıyım başlamıştır. Osmanlı hükümetince tutuklu listesine alınan 214 Ermeni aydın içinde, tek kadın olarak Zabel Yesayan vardır. Genç yazar, bunun üzerine İstanbul’da bir hastanede…
  6. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Kadın Dergileri
    Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde ilk kez Rum Kadınları, Kypseli isimli kadın dergisi çıkarır. Editörü Efrosini Samarcidis‘dir. 1845 yılında İstanbul’da Rumca yayınlanan  Kypseli dergisi, 34 sayı çıkartılır.   “Şurasını iyi bilmek gerekir ki, ne…
  7. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kadın Dernekleri
    ''Bu arada ilginç bir şey olur; Çarşaf yasaklanır. Evet, yanlış duymadınız, kadınların çarşaf giymesi men edilir. Tarih 2 Nisan 1892’dir. Sanmayın ki kadınlara özgürlüktür sebebi. Padişah Abdülhamit, siyasi nedenlerle güvenlik…
  8. Bacıyan-ı Rum: Anadolu Kadınlar Birliği
    Ahilerin helâl para kazanması gerekir. Bu hem vaciptir, hem sünnettir. Her kimin ki, meslek ve sanatı yoksa ona fütüvvet değmez. Ahinin 18 dirhem gümüş sermayesi ve mutlaka bir işi olmalı,…
  9. Pir Sultan Abdal: Gelin canlar bir olalım, Münkire kılıç çalalım
    Davasına inanan, mücadeleden vazgeçmeyen, yürekli, onurlu bir mücadeleci, aynı zamanda ozandır Pir Sultan Abdal. Söylediği deyişler, hiçbir kayıt tutulmadığı, efsanesi örtbas edilmeye çalışıldığı halde, yaz kış açan çiçekler gibi halkın…
  10. Hacı Bektaş Veli: Bir olalım, iri olalım, diri olalım.
    Hacı ismi, çarpıtıldığı gibi Kabe’ye gittiği için değil, Bektaşiliğin Sünniliğin bir kolu haline getirmek için uydurulmuştur. Gerçek lakabı Hace’dir. Farşca “bilge” anlamına gelmektedir. Hacı Bekdaş’ın Kabe’ye gittiği de yalan haberdir.…
  11. 8 Mart: 129 kadın işçi boşuna mı öldü! Hayır!
    Bu vahim durumda kadının varlığı tehlike altındadır. 1850’ li yılların kadını ücret çilesinde iken, bugünün kadını hem yoksulluk derdindedir, hem de canının derdindedir. Kadın cinsini koruyacak en önemli unsur olan,…
  12. Güzellik
    Güzellik
    15 Şubat 2021
     Tarih, pandemi ayları, büyük işsizlik günleri.. Çocuğunu teyzesine bırakarak intihar eden çift, Boğaziçi öğrencilerinin direnci, kadın cinayetleri... Bunca üzücü konular arasında biraz rahatlatıcı konu seçtim değerli okurlar. Okurken bilgilene, bilgilendikçe…
  13. Harem'deki acı yaşamlar
    624 yıl süren bir imparatorluk. Dünyaya meydan okuyan, güneş batmayan hükümdarlık. Kuşkusuz ulu devlet olmak için çok masumun canı yandı, çok göz yaşı döküldü. Tarihin gözü kör değil ya, yazdı…
  14. Kırklar Cemi mitolojisi
    Kırkların empati duygusunu sonuna kadar hissetmeleri mitolojinin ana konusudur. Aslında dünya kurulalı beri yaşanan onca haksızlığa karşı, yaratılan, işaret edilen, bir erkandır. Dünya nimetlerinin adil ve eşit şeklide paylaşılması meselesi,…
  15. Salgın Hastalıkların seyri
    Tarih her zaman kralların kraliçelerin tarihi değildir. Tarih aslında; halkların ne yaptığı, nasıl yaşadığıyla ilgilidir. Bu anlamıyla salgın hastalıklar; insanlık yolculuğuna rastgelen, onu tökezleten en büyük barikatlardan biridir.  Sizlere;  yaşamakta…
  16. Üniversiteli İşsizler
    Üniversiteli İşsizler
    15 Aralık 2020
    'İşsizlik her daim korkulu rüyası olmuştur insanlığın, oysa çaresi çok kolaydır. Esas neden tabiat ananın bolca sunduğu nimetlerin hakça paylaşılmamasıdır. Yoksulluksa, bu belanın ikiz kardeşidir.' “«Babam neden kapattı dükkanını? Ve…
  17. Fuzuli / Şekspir, Leyla ile Mecnun / Romeo ve Juliyet
    Fuzuli ile Şekspir iki büyük şair. Fuzuli 1556 yılında öldükten sekiz yıl sonra Şekspir doğmuş. Biri Doğunun insanını selamlamış diğeri Batının.  FUZULİ Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı Felekler…
  18. İnsan
    İnsan
    17 Kasım 2020
    Doğada bulunan yüz binlerce canlının, hayvanın zekasını, yeteneklerini, duygularını bir beyinde toplayan mucizevi yaratık. DOĞRU OLDUM DOST BULAMADIM EĞRİ OLDUM OYNAŞ BULAMADIM Tokat yöresinde çok söylenen bir atasözü. İnsan; çözülmesi…

ANALİZ

ANALİZFaşist MHP Kapatılmalıdır!

Faşist MHP Kapatılmalıdır!Bu partinin mafya liderleri ile, eski kontrgerilla artıkları ve Susurluk çetesi ile…