Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kadın Dernekleri

Gülüzar Özev

27 Nisan 2021
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kadın Dernekleri

''Bu arada ilginç bir şey olur; Çarşaf yasaklanır. Evet, yanlış duymadınız, kadınların çarşaf giymesi men edilir. Tarih 2 Nisan 1892’dir. Sanmayın ki kadınlara özgürlüktür sebebi. Padişah Abdülhamit, siyasi nedenlerle güvenlik içinde olmak istemesi ve artan hırsızlık vakaları nedeniyle yasaklamıştır çarşafı.''

Adem peygamberin birinci eşi Lilith kendisine yapılan haksızlığa karşı gelen ilk mitolojik kadın karakteridir. Kocasının kendi üzerinde hegemonya kurmasını şiddetle eleştirir. Bu uğurda büyük gazaba uğrasa da direncinden vazgeçmez.

Lilith’i, Antik Yunan tragedyasında önemli bir yer tutan; Antigone takip eder. Bu sefer karşı gelinen kişi; Kraldır. Antigone, erkek kardeşinin onurluca gömülmemesi kararına boyun eğmez. Ölümü pahasına direnir. Mücadele eden tüm insanlarda olduğu gibi, ağır bedeller öder davası için. Antigone‘den bu yana kadın mücadelesinin altından çok sular aktı. Uygarlık için çok bedeller ödendi. Gelinen noktada, yaşanan zorluklara karşı savaşım artık bir kadınla  değil, birçok kadınla yapılıyor. Diyebiliriz ki mücadeleler kurumsallaştı. Bir sonraki bir öncekinden feyz alarak,  öncekinin yaptığı yanlışları tecrübe edinerek, hep daha iyiye daha güzele nasıl ulaşılır onun kavgası veriliyor artık. Bu sefer tekil değil, çoğul olarak.

İLK KADIN DERNEĞİNİN KURULUŞU

Türkiye’de kadın derneğinin kuruluşunun mazisi neredeyse iki yüz yıl öncesine dayanır. 1839 Tanzimat Fermanı’yla başlayan kısmi özgürleşme süreciyle birlikte; kadınlar durumlarını sorgulamaya başlar.  1856 Islahat Fermanı, 1876 Kanuni Esasi, devamında 1908 ‘de 2.Meşrutiyet ile, insan hak ve özgürlüklerinde az da olsa açılan bir gedikten duyarlı tüm kadınlar geçmeye başlar. Bu geçişler somut ifadesini; önce dergi ve, gazetelerde sonra derneklerde bulur.

Eski adıyla Cemiyetler Kanunu, yeni adıyla Dernekler Kanunu, 1908 yılında yürürlüğe girer. 

Bu tarihten önce 1898 yılında Emine Semiye başkanlığında; “Şevkat-i Nisvan” Cemiyeti kurulur. Kadın Arapçada “nisvan” demektir. Kadın Şefkati  Derneği, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Cemiyetler Kanunu’ndan önce kurulur. Bu dernek, yasal dayanağını, Kanuni Esasi’den alır.  Derneğin amacı; yoksul kadınlara yardım etmek, maddi destek sağlamak, kimsesiz çocukları korumaktır. Bu amaç doğrultusunda çeşitli etkinlik ve kermesler düzenlerler. İlk olarak Selanik’te kurulan Kadın Şefkati Derneği, daha sonra değişik adlarla; İstanbul, Konya, Samsun ve Edirne ‘de  kurulacaktır.  

Bu derneği, 1908 yılında Osmanlı Kadınları Cemiyet-i Hayriyesi takip edecektir. Adından da anlaşılacağı üzere; Osmanlı Kadınları Hayır Derneği yine yardım amaçlı kurulmuştur. Bundan sonra dernek kurmalar hızlanacaktır. 1908 yılından 1923’e kadar yaklaşık olarak 40 dernek kurulacak, bir o kadar da kadın dergisi çıkartılacak ve 300 civarında kitap basılacaktır. O günün koşullarına göre, müthiş bir ilerlemedir kadınlar için. O günün koşulları dedim de değerli okurlar; 1900’lü yılların başında kadınların sosyal konumları nasıldı, nasıl bir değer ya da değersizlik görüyorlardı… Bir bakalım mı ne dersiniz? Şimdiden söyleyeyim ilginizi çekecektir.

KADIN AYRIMCILIĞINA DAİR ÖRNEKLER

Vapurlarda kadınlar, erkeklerle aynı bileti ödemekle birlikte, alt bölümlere oturmak zorundadır.

Kadın, kocasıyla bile olsa faytona binemez.

Kıyafeti kara çarşaflı olup, yüzünde peçe olmadan yanında yakın bir erkek akrabası olmadan dışarı çıkamaz.

Mahkemelerde tanıklık durumunda; iki kadın bir erkekle eş tutulur. 

Tiyatroyu izlemeye gidemez.

 Bununla ilgili İzmir’de tarihe not düşülen bir olayı anlatayım. 

Fransa’nın İzmir Konsolosu şöyle bir rapor hazırlar:

“1908 Eylül’ünün başında, İttihat Terakki (birlikte yükselme) Cemiyeti’nin emriyle, Vatan Yahut Silistre’nin üç gün süreyle İzmirli’ kadınlara oynatılması kararlaştırılır ve bu konuda gerekli hazırlıklar yapılırken ‘Silahlı Müslümanlar müftüye başvurarak, gece camiye bile gitmeleri yasak olan kadınların sokağa çıkmaya cesaret ederlerse öldürüleceklerini söylerler.’ Temsil gecesi Müslüman Türkler sokaklarına ve tiyatro binası çevresine silahlı nöbetçiler dikerler. Tehditler ve gelişmeler üzerine hiçbir kadın evinden çıkamaz ve İttihat ve Terakki Cemiyeti, bu Müslüman hareket önünde temsili iptal etmek zorunda kalır. Bu küçük ilginç olay, anayasaya rağmen İzmir gibi büyük ve Avrupa’ya yakın kentte bile Müslüman halkın Türk kadını için en küçük bir hakkı bile çok gördüğünü ispatlamaktadır. Dini bağnazlığın bu tür gösterilerinin arkası kesilmeyeceğe benzemektedir…”* (Güldal Okuducu: Türk Kadınının Kısa Tarihi kitabından.)

Bu kadar yobazlığın  olduğu yerde  kadınların  onlarca dernek kurması, dergiler, gazeteler çıkartması ne büyük bir cesaret! Ne yüce emek!  Değil mi sevgili okurlar? 

Bu arada ilginç bir şey olur; Çarşaf yasaklanır. Evet, yanlış duymadınız, kadınların çarşaf giymesi men edilir. Tarih 2 Nisan 1892’dir. Sanmayın ki kadınlara özgürlüktür sebebi. Padişah Abdülhamit, siyasi nedenlerle güvenlik içinde olmak istemesi ve artan hırsızlık vakaları nedeniyle yasaklamıştır çarşafı.

Tam da yeri gelmişken, o zamanki Osmanlı kadının görüntüsüne Amerikalı ünlü mizah ve roman yazarı Mark Twain ‘in gözünden bir bakalım; 

“Türk kadınları, çenelerinden ayaklarına kadar inen giysiler içinde dalgalana dalgalana bir yerden öbürüne sessiz sedasız gidiyorlar; başlarında sadece gözlerini ve yüz hatlarını belli belirsiz, gölgemsi gösteren kar rengi peçeler var. Kapalıçarşı’nın karanlık, kemerli yollarında yürüdüklerinde, uzaktan bakınca İsa’nın çarmıha gerildiği o korkunç gece fırtınanın, gök gürültüsünün ve depremlerin ortasında kefene bürünmüş ölüler nasıl görünmüşse öyle görünüyorlar. İnsan Kostantinopolis sokaklarını hayatta bir kere görmeli, o kadar yeter”

Osmanlı döneminde kadının tutsaklığına örnek saymakla bitmez. O, evinde kafes arkasına daracık bir açıdan sokağı seyrederken;  meydanlar, açık alanlar erkeklerindir. 

1891 yılında ilk tiyatrocu Müslüman bir kadın,“Papas köprülü Amelya” adıyla sahneye çıkar. Amelya’nın gerçek adı Kadriye hanımdır. Denizli ilinde bir temsildeyken oyunun heyecanıyla birden ağzından ; “Hasbinallah ve nimelvekil” sözü dökülür. Eyvah bir Ermeni kadının ağzından çıkmayacak sözdür bu. Birden bir izdiham yaşanır, Tiyatro ekibi sahneden hemen ayrılırlar, alelacele Uşak’a kaçarlar.

Bu kadar anekdot yeter sanırım. Gelelim yine biz derneklerimize.

OSMANLI DÖNEMİNDE KURULAN İLK FEMİNİST DERNEKLER

1908 yılında Meşrutiyetin ilanıyla, göreceli olarak ülkede esen özgürlük rüzgârından sanırım en çok kadınlar yararlanmak istediler. Sosyal, kültürel, yardımlaşma ve siyasi amaçlı dernek kurdular. Siyasi maksatla kurulan dernekler çok tepki aldı. Ama onlar yılmadan yola devam ettiler.

İlk feminist dernek 2. Meşrutiyetten beş yıl sonra kuruldu. İsmi; Osmanlı Müdafaai Hukuku Nisvan Cemiyeti. Bugünkü adıyla;  Osmanlı Kadınlarının Hukukunu Koruma Derneği. 28 Mayıs 1913 ‘te Nuriye Ulviye Mevlan tarafından kurulan bu dernek, kadın haklarının gelişmesi yönünde azımsanmayacak adımlar atar. Gazete çıkarır, broşürler dağıtır. Kadınların devlet memuru olması sağlanır.

Dernek bir dergide amacını şöyle açıklar:

“Geleneklere, kısıtlamalara, kadın erkek eşitsizliğine, hukuksuzluğa eğitimsizliğe karşı büyük bir mücadele başlatan dernek, gazete ve broşür yayımlayarak, konferanslar düzenleyerek, kurslar ve özel okullar açarak kadın haklarını anlatmaya ve korumaya çalışır. Kadınların ev dışındaki giysilerinin düzenlenmesini programına alır. Aile yaşamında önemli değişiklikler önererek, kadınlara boşanma haklarının tanınması, çok eşliliğin önlenmesi, evlenme biçiminde değişikliğe gidilerek görücülük yerine eşlerin birbirini görmesi, tanıması gerektiğini savunur. “

Osmanlı Kadınlarının Hukukunu Koruma Derneğinin çalışmaları sonucu Darülfünuna (üniversiteye) kızların alınması gerçekleşecektir. 

“Kadınlar Dünyası” adıyla dergi çıkarılacak, bu dergide yalnızca kadınlar yazılarını yazabilecektir. Gerek derneğin çalışmaları, gerekse yayınları Avrupa’da ilgiyle karşılanacaktır. Ulviye Mevlan’ın sahibi olduğu Kadınlar Dünyası dergisinin, sayfa sayısı yirmi beşten aşağı düşmemiş, yayımı 1913’den 1921’e kadar sürmüştür.

Bir diğer feminist örgüt, yine 1913 yılının 28 Nisanında kurulmuştur.  “Teali-i Nisvan Cemiyeti” yani “Kadınların Durumunu Yükseltme Derneği”dir. Adından anlaşılacağı üzere; kadınların erkeklerle aynı statüye gelmesi için uğraş veren bir dernektir. Başkanlığını ise hepimizin yakından tanıdığı Halide Edip yürütmüştür.

KADINSIZ KADIN DERNEĞİ

Bir dernek vardır ki kurucusu erkek, üyeleri erkek ama iddiası kadın derneği. Enver Paşa tarafından kurulan derneğin amacı; kadınlara iş bulup hayatlarını kazanmaları ve “namuslu” bir şekilde evlenmelerini sağlamaktır. Kadınları Çalıştırma Cemiyeti İslamiyesi (İslam Kadınlarını Çalıştırma Derneği’)dir.  Her ne kadar,  erkeklerden oluşan bir kadın derneği olarak tarihe geçmişse de, binlerce kadını işe yerleştirerek hayırlı bir iş yapmıştır.

KÜRT KADINLARI TEALİ DERNEĞİ

Kürt Kadınları Yükseltme Derneği; 1919 yılında bir grup Kürt kadını tarafından kurulur. Yirmi beş sayıya ulaşacak Jin (kadın) Dergisi çıkartırlar. Daha çok siyasi amaçlı kurulan bu dernek, çoğu yerde görmezden gelinir. Derneğin amacıyla ilgili dergi yazarlarından Abdulaziz Yamulki kadınlara dair şunları söyler;

“Çünkü her ulusta olduğu gibi, Kürd uygarlığının gelişip ilerlemesinde de en önemli öğeyi kadınların gelişip ilerlemesi ve yükselmesi sağlayacaktır. Bunların gelişip yükselmesi, yetiştirecekleri çocuklar ve bu çocuklara ana kucağında verecekleri dinsel ve ulusal terbiye, ulusal gelenekler, daha sonra ırklarına ve uluslarına bağlılık, altı bin yıllık tarihsel yurtlarına bağlı olarak gösterecekleri fedakârlıkların çekirdeğini oluşturur.” (bakınız, Rojda Yıldız **)

Kürt Kadınları Teali Derneği’nin kurulmasında, Kürt Teali Derneğinin etkisi büyüktür.

KIYAFET DERNEĞİ

Derneklerin bazıları kadının annelik görevi, giyimi, iş yaşamında nasıl kıyafet kullanacağı üzerine kafa yorar. Belli ki o çağda kadının nasıl giyineceği önemli bir sorundur. Bu minvalde 1918 yılında  “Sade Giyinen Hanımlar Cemiyeti” adında dernek kurulmuştur. 

KADINLAR BİLİNÇLENİYOR

Kadınlar Kurtuluş savaşında dernek kurulumlarını çoğaltmış, amaçlarını bu sefer, daha çok yurt savunması yönünde belirlemişlerdir. Bu derneklere de geçmeden önce, nisvan yani kadınlar ne söylemiş, kulak verelim;

“ Erkek çocuklarını büyüten bu kadınlar, Ondan önce kadın erkek eşitliğini kavraması gerektiğini söylerler. Suçluyu içimizde aramak gerekir.”

“ Biz şimdiye dek okumanın kadrini bilmez idik. Çünkü beyler, efendiler bize yalnız ‘eksik etek ’derlerdi. Biz de aman eteğimizi uzatalım diyerek iki boyumuzda entariler yaptık. Eğer onlar bize ilminiz eksik deyu haber verselerdi, anında çaresine bakardık.”* (Ne güzel, ne esprili yakınma değil mi.)

“Kadın erkeğe eşittir ve özgürdür. Erkek aslan aslandır da dişi aslan aslan değil midir?”

Kadınlar kendi mücadelelerini sürdüre dursun, gerici zihniyet de boş durmaz;

“ …Genç kızlarınızı çarşıya pazara götürürken yüzleri, gözleri, kolları açık bir vaziyette olmamalı. Kızlarımız ud öğrensin diyen anneler, önce sökük dikmesini, yemek pişirmesini, entari yapmasını öğretmelidir. Saz musikisi ikinci hatta üçüncü derecede kalır. Erkekler kadınlardan, kadınlıktan başka bir şey beklemezler.”

Yaşanan hınca hınç bir mücadeledir aslında, sonunda kadınların kazandığı. Fakat şunu da belirtmek gerekir kadın yaşamı,  giyimi hakları üzerinde elde edilen bu gelişmeler, Anadolu’nun ilçelerinde , köylerinde yaşayan kadınları kapsamamıştır. Onlar yok sayılmaya devam edilmiş. Kocalarından, babalarından dayak yemeye, hatta öldürülmeye maruz bırakılmıştır.

HİLALİ AHMER CEMİYETİ (KIZILAY)

Kadın örgütlenmeleri tüm hızıyla sürerken,  Osmanlı’nın kapısına dayanan  Balkan Savaşı onu takip eden Birinci Dünya savaşı,  kadınların mücadele alanlarını değiştirir. Nasıl değişmesin ki, ülke elden gitmek üzeredir. Bu amaçla Hilali Ahmer (Hilal=Ay, Ahmer=kızıl) Cemiyeti kurulur. Günümüzde Kızılay olarak varlığını sürdüren dernekte  kadınlar,  yaralı askerlere hemşirelik yaparlar, elbise dikip, yiyecek hazırlarlar, yardım toplarlar. Ellerinde ne varsa; para,  altın, gümüş, bilezik, kolye, alyans. Hepsini savaş için verirler. 

Gazeteci yazar Fatma Aliye’nin, Hilali Ahmer Cemiyeti’nin ilk üyesi olduğu söylenir. Fatma Aliye aydın duyarlılığıyla, dernek üyesi olmakla yetinmeyecek; kendisi de, Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti’ni (Osmanlı Kadını Yardım Derneği) kuracak. Savaşta zor duruma düşen asker ailelerine ve yoksullara yardım edecektir. Fatma Aliye’yi okurlar bilirler; bugünkü 50 liralık paraların üstünde resmi olan kadındır. Dernekler aracılığıyla Anadolu’da ve İstanbul’da kadınlar arasında büyük bir dayanışma başlar.

Kadınlar yetinmez bunlarla; savaşın bitirilmesi için Padişah’a İngiltere Kraliçesi’ne, Fransa ve ABD başkanlarına mektuplar yazarlar. Günlerce toplantılar düzenleyip plan yaparlar. Kürsülerde konuşurlar. Halide Edip’in meşhur Sultanahmet konuşması gibi cesur haykırışlar, birçok kadın tarafından yurdun dört bir yanında çınlar. Savaşa karşı direnme, gösteri düzenleyenlerin ve söylev verenlerin çoğu kadındır. Konya’da örneğin 5000 kadının toplandığı miting yapılır. Eskişehir, Sivas, Kastamonu, Maraş, Kayseri, Erzincan, Amasya, Bursa, Denizli ve daha birçok ilde örgütlenir dernek kurarlar. Mustafa Kemal bu derneklerin en kapsamlısı olan Anadolu Müdafaa-i Vatan Cemiyeti ile sürekli irtibat halinde olur.

Bu arada trajikomik denebilecek bir olay yaşanır; Beyoğlu’nda üç Müslüman kadın, savaşta çarpışan askerler için Hilali Ahmer Cemiyeti adına sokaklarda yardım toplamaya çalışır. Erkeklerin çok olduğu bir kahvehaneye girdiklerinde hoş karşılanmazlar. Polis çağrılır. Polisler üç kadını nezarete atar. Tutuklanırlar. Savaş için yardım topladıklarını söyleseler de kadın olarak kahveye girdikleri için suçlanırlar. Kahvelerinde keyif yapan erkeklerin; vatanın kurtulması değil, kadınların davranışıdır umurlarında olan.

KADINLAR GREVDE

Fabrikalarda çalışan küçük kızların durumu içler acısıdır. Güldal Okuducu’nun “Osmanlı’dan Cumhuriyete Türk Kadınının Kısa Tarihi” isimli kitabında, işçi kadınların durumunu şöyle anlatır Refik Halit:

“ …Üç dört kuruşa karşı on dört saat kaynar sular başında, pis kokular, hasta nefesler emerek zehirlenen, tazeliğinden, kızlığından, gözlerinin parıltısından her gün bir zerre kaybederek toprak olan vücutlar…Her ay bir genç kız zayıflayarak, öksürerek, terlemiş şakaklarına saçları yapışarak, sabırlı, tahammüllü eriyor, bir gün artık evinden çıkamayarak köşesinde ölüyordu…”

Ne yazık ki yabancı değildir bu anlatımlar. Bulgar yazar, Dimitri Dimov’un yazdığı Tütün romanı da böyledir. Ve daha birçok ülkede yaşanan emekçi trajedileri. Sonu, çoğu kez grevle biten bunca eziyet. 

İpek dokumacılığı yapan kadınlar; çalışma saatlerinin azaltılması, ücretlerinin artırılması, öğle tatili gibi nedenlerle greve çıkarlar. Bursa, Bilecik civarında 3000 kişinin katıldığı grev yalnız yurt basınında değil,  yurt dışı basınında da yer alır. 

KADIN DERNEKLERİNİN ÇEŞİTLİLİĞİ

1908 ile 1923 yılları arasında,  kırk dolayında dernek kurulur. Dernek kurucuları genellikle orta sınıf gelir düzeyine mensup eğitimli kadınlardır. Bunların içinde,  etnik grupların kurduğu dernekler de vardır. Örneğin;

“ Türk ve Ermeni Kadınlar İttihat Cemiyet-i Hayriyesi”

 “Kürt Kadınları Teali Cemiyeti”

  “Çerkez Kadınları Teavün Cemiyeti”

 İller bazında da, derneklerin çokça kurulduğunu görüyoruz. Burada fazla yer kaplamamak için, birkaç örnek vereceğim. 

“ Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Kadınlar Cemiyeti”,

” Sıvas Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyetii”

“ İzmir Müdafaa-i Hukuk Osmaniye Cemiyeti”

 “  Trabzon Muhafaza-i Hukuk Milliye Cemiyeti”

“ Trakya Paşaeli Heyet-i Osmaniyesi  Cemiyeti”

KADIN PARTİSİ KURULMAK İSTENİR

Savaş biter, yeni Türkiye Cumhuriyeti ilan edilir

1923 Haziranında  Nezihe Muhittin, hanım arkadaşlarıyla birlikte “Kadınlar Fırkası”nı kurar. Kadın Partisinin kuruluşu için Ankara Vilayetinden izin isterler. Aylarca beklerler,  izin bir türlü çıkmaz. Ülkenin kurtuluşu için onca emek vermiş, ağır bedeller ödemiş kadınlar, artık siyasette rol almak istemektedirler. Sekiz ay sonra cevap gelir. Kadın Partisi’nin kurulmasına izin yoktur. Onlara, evlerinize gidin size ihtiyaç kalmadı denmektedir. Parti kurmakla bölücülük yapıyorlardır. Kadınların nüfus sayımında dikkate alınmasına ne gerek vardır. Kısacası değerli okur; dünyada olduğu gibi Türkiye’de de savaş sonrası kadınlar, eril sistem tarafından önce kullanılmış, daha sonra yok sayılmıştır.

Ancak ne mutlu ki; yüz yıl öncesinde kadınların yaşadıkları sorunlar, yine kadınların mücadelesiyle kazanılmıştır. Giyimden eğitime, çalışma hayatından, siyasete kadar birçok özgürlüğe örgütlü çalışması ve emeğiyle kavuşulmuştur. Bugün kadın sorunu bitmiş midir? Maalesef hayır! Hortlayan gerici zihniyet, kadının var olan haklarını almak için elinden geleni yapmaktadır. Onun içindir ki, bugün kadın örgütleri tarih yazmaktadır!

Halide Edip Adıvar’ın sözleriyle bitirelim yazımızı : “Her yerde kadınların uyanıp, ilerlemeleri başka hareketler gibi yavaş ve zincirleme bir hareket olmuştur. Bugün, bu saat, ben size böyle hitap ederken, siz beni dinlerken şüphesiz biz de tarih yapıyoruz demektir. Bu tarihçeyi torunlarımız bir konferans dolduracak kadar uzun ve iftiharla yaptıkları zaman bizim aciz, fakat hüsn-i niyet (iyi niyet) ve samimiyetle dolu bin müşkülatla elde edilen mücadelemizden de bahsedeceklerdir”

Bizler de tarih yapıyoruz sevgili Halide abla. Ama bu seferki mücadele yollarının engellerini kuranlar, şeref ve haysiyet kelimesini kaldırıp çöpe atmışlar.  Her gün üç kadın öldürülüyor, bize bıraktığın ülkede. Yobazlar alkış tutuyorlar bu ölüme. Bizler her şeye inat, meşalemizin ışığını söndürmeyeceğiz! Bunu böyle bilesin herkes gibi, sen de Halide abla.

----------------------------------------------------------------

* Güldal Okuducu: Türk Kadınını Kısa tarihi, Kaynak Yayınları.

** Rojda Yıldız: Tarihe bir İtiraz : Kürt Kadınları Teali Cemiyeti.

Çatlak Zemin www.çatlakzemin.com

Vikipedi, özgür ansiklopedi











Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Bacıyan-ı Rum: Anadolu Kadınlar Birliği
    Ahilerin helâl para kazanması gerekir. Bu hem vaciptir, hem sünnettir. Her kimin ki, meslek ve sanatı yoksa ona fütüvvet değmez. Ahinin 18 dirhem gümüş sermayesi ve mutlaka bir işi olmalı,…
  2. Pir Sultan Abdal: Gelin canlar bir olalım, Münkire kılıç çalalım
    Davasına inanan, mücadeleden vazgeçmeyen, yürekli, onurlu bir mücadeleci, aynı zamanda ozandır Pir Sultan Abdal. Söylediği deyişler, hiçbir kayıt tutulmadığı, efsanesi örtbas edilmeye çalışıldığı halde, yaz kış açan çiçekler gibi halkın…
  3. Hacı Bektaş Veli: Bir olalım, iri olalım, diri olalım.
    Hacı ismi, çarpıtıldığı gibi Kabe’ye gittiği için değil, Bektaşiliğin Sünniliğin bir kolu haline getirmek için uydurulmuştur. Gerçek lakabı Hace’dir. Farşca “bilge” anlamına gelmektedir. Hacı Bekdaş’ın Kabe’ye gittiği de yalan haberdir.…
  4. 8 Mart: 129 kadın işçi boşuna mı öldü! Hayır!
    Bu vahim durumda kadının varlığı tehlike altındadır. 1850’ li yılların kadını ücret çilesinde iken, bugünün kadını hem yoksulluk derdindedir, hem de canının derdindedir. Kadın cinsini koruyacak en önemli unsur olan,…
  5. Güzellik
    Güzellik
    15 Şubat 2021
     Tarih, pandemi ayları, büyük işsizlik günleri.. Çocuğunu teyzesine bırakarak intihar eden çift, Boğaziçi öğrencilerinin direnci, kadın cinayetleri... Bunca üzücü konular arasında biraz rahatlatıcı konu seçtim değerli okurlar. Okurken bilgilene, bilgilendikçe…
  6. Harem'deki acı yaşamlar
    624 yıl süren bir imparatorluk. Dünyaya meydan okuyan, güneş batmayan hükümdarlık. Kuşkusuz ulu devlet olmak için çok masumun canı yandı, çok göz yaşı döküldü. Tarihin gözü kör değil ya, yazdı…
  7. Kırklar Cemi mitolojisi
    Kırkların empati duygusunu sonuna kadar hissetmeleri mitolojinin ana konusudur. Aslında dünya kurulalı beri yaşanan onca haksızlığa karşı, yaratılan, işaret edilen, bir erkandır. Dünya nimetlerinin adil ve eşit şeklide paylaşılması meselesi,…
  8. Salgın Hastalıkların seyri
    Tarih her zaman kralların kraliçelerin tarihi değildir. Tarih aslında; halkların ne yaptığı, nasıl yaşadığıyla ilgilidir. Bu anlamıyla salgın hastalıklar; insanlık yolculuğuna rastgelen, onu tökezleten en büyük barikatlardan biridir.  Sizlere;  yaşamakta…
  9. Üniversiteli İşsizler
    Üniversiteli İşsizler
    15 Aralık 2020
    'İşsizlik her daim korkulu rüyası olmuştur insanlığın, oysa çaresi çok kolaydır. Esas neden tabiat ananın bolca sunduğu nimetlerin hakça paylaşılmamasıdır. Yoksulluksa, bu belanın ikiz kardeşidir.' “«Babam neden kapattı dükkanını? Ve…
  10. Fuzuli / Şekspir, Leyla ile Mecnun / Romeo ve Juliyet
    Fuzuli ile Şekspir iki büyük şair. Fuzuli 1556 yılında öldükten sekiz yıl sonra Şekspir doğmuş. Biri Doğunun insanını selamlamış diğeri Batının.  FUZULİ Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı Felekler…
  11. İnsan
    İnsan
    17 Kasım 2020
    Doğada bulunan yüz binlerce canlının, hayvanın zekasını, yeteneklerini, duygularını bir beyinde toplayan mucizevi yaratık. DOĞRU OLDUM DOST BULAMADIM EĞRİ OLDUM OYNAŞ BULAMADIM Tokat yöresinde çok söylenen bir atasözü. İnsan; çözülmesi…

ANALİZ

ANALİZSon HDP Operasyonu ve Muhalefet / Mehmet Özgen

Son HDP Operasyonu ve Muhalefet / Mehmet ÖzgenHDP'nin 2014-2015 MYK'sı tutuklandı.. Saraydan talimat alan savcının gerekçesi Kobani protestolarına dayanıyor.…